Dr. Leyla Hazar: Tatil benim için uzak diyarlarda gönül yapmaktır

Röportaj: Nazife Şişman

 Tatiller genellikle beyhude geçer. Yıllık izinde hasta bakmak fikri nasıl oluştu?
2010 yılı ramazan ayında asistanlığımın iki yılı bitmişti. Dr. Havva Sula arayıp Yeryüzü Doktorları’nın Lübnan’da Filistin mülteci kamplarında ücretsiz sağlık hizmeti vermek için gönüllülere ihtiyacı olduğunu söyledi. Böyle bir teklifi geri çevirmek için hiçbir gerekçem yoktu. Asistandım ve yıllık iki hafta dışında izin alamıyordum. Şükür ki yıllık izinlerimi henüz kullanmamıştım. İlk gidişimdi, hiçbir maddi karşılık beklemeden, daha doğrusu sadece şifa ve iyilik bulsunlar diye çalışıp çabalamanın sonrasında hissettiklerim, ileri zamanlardaki gidişlerim için de sürükleyici güç oldu. Onların sıkıntılarını giderdikten sonra yüzlerinde gördüğüm sevinç benim için her tür maddi kazanca bedeldi.

Başka nerelere gittiniz?
2012’de, asistanlığımın son aylarında yıllık iznimi alıp tekrar Lübnan’daki mülteci kamplarına gittim. Afrika’ya ilk gidişim 2014’teydi. Mecburi hizmetim devam ediyordu. Yine yıllık izin dışında seçeneğim yoktu. 2014’ün sonlarında artık mecburi hizmetim bitmişti; Kongo DC’ye Sağlık Bakanlığının görevlendirme yazısı ile gittim. 2014 Kurban Bayramı tatilini de Bosna Hersek’te Srebrenitsa anneleri ve diğer savaş mağdurları ile birlikte geçirdim. Kurban eti dağıtıp, muayene yaptık.
 Sizin tatilleriniz madden yorucu oldu muhakkak. Aslında her tatil yorucudur. Ya manen? Neler gördünüz, neler yaşadınız?
Yersiz, zamansız, maddi kazancı arka planda olan bir mesleğim var. Karşımdakinin kimliğine, kişiliğine bakmadan şifa için çalıştığım bir meslek. Mesleğimi bana lütfedilmiş büyük bir nimet olarak görüyorum; ihtiyaç sahibi olan herkesin bu nimetten faydalanması beni rahatlatır. Tatil de rahatlamak içindir zaten.
Ücra ve riskli bölgeler, gittiğiniz yerler. Tedirginlik hissetmiyor musunuz?
Tabii ki giderken riskli bir bölgeye gittiğimi düşünerek biraz tedirginlik yaşıyorum. Ancak her gidişimde (maalesef sebebi fakirlik olsa da) uzun gövdeli ağaçları, masmavi gökyüzü ve betonarme yapıların azlığı ile yapaylığın az olduğu bir kıtada bulunmakla da ayrıca tatilde hissediyorum kendimi. Afrika’da çalıştıktan sonra rahat bir nefes almış olarak Türkiye’ye dönüyorum.
Yorulmuyor musunuz böyle yoğun bir tempoda? Herkesin dinlenme/eğlenmeye ayırdığı zamanlarda da çalışmaya devam ediyorsunuz?
Asıl maddi yorgunluğu, gitmeden önceki hazırlık aşamasında yaşıyorum hep. Gitmeden önce, tahminen kaç hastayı muayene edeceğimiz, kullanacağımız malzemeler, gerekli ilaçlar, çalışacağımız hastanenin ihtiyaçları belirleniyor. Doğru tespitler yapmamız, israftan kaçınmamız gerekiyor. Uzun vadede gideceğimiz yerdeki yerel çalışanların eğitimi önemli, bunu da düşünerek hazırlıklarımızı yapıyoruz. Ayrıca önemli olan oradakilere tabir caizse balık tutmayı öğretmek. Yani onları kendi kendine yeterli hâle getirmek. Bu niyetle mesela son gittiğim Kongo DC’de Hewa Bora Hastanesi’nin göz cihazlarının kontrolünü yaptık; eksik cihaz ve malzemeleri önceden tespit edip götürdük. Hastalara hizmete hazır hâle gelmesi için çalıştık.

Bizzat hasta tedavisi yapmadınız mı?
Tabii ki yaptık. Üniversite hastanesinde çok sayıda katarakt ameliyatı yaptık. Bir göz doktoru için işinin manevi hazzı ameliyattan sonra hastanın, görüyorum, demesi ve yüzündeki o sevinçtir. Kongo DC’de Hewa Bora Hastanesi’nin çalışanlarından birinin iki gözünde de kataraktı vardı, bir gözünü ameliyat ettim. Sabah heyecanla bizleri beklediğini, artık görebildiği için çok mutlu olduğunu söyledi. Diğer gözünü de ameliyat etmemi istedi, ancak dönüş günümüzdü.
Oradayken şahit olduklarım ve yaşadığım bazı şeyler; sahip olduklarımız, ne kadar az kıymet bildiğimiz, memnuniyetsizliğimiz konusunda ayrıca düşündürdü beni.

Bizim kıymet bilmez şikâyetçiler olduğumuzu düşünmenize yol açan ne?
Mesela Tanzanya Muranga Hastanesi’nde eşeli, bir ağacın gövdesine asarak yapmıştık hastaların görme keskinliği ölçümlerini.
Kongo’da yine bir ağacın gövdesine dayanmış bir kara tahtada ders anlatıyordu hoca, tıp fakültesi öğrencilerine. Hoca bize gülümseyerek, “Fransızlar eskiden böyle ders anlatırmış” dedi. İki örneğe de gelişmiş ülkelerde rastlamak mümkün değil. Tanzanya’dakiler de Kongo’dakiler de hâllerinden memnun görünüyorlardı. Daha iyisini bilmedikleri için mi doğal karşılıyorlar diye sormuştum kendime.

Diyarbakırlı hemşerileriniz, Kızıltepeli hastalarınız size kırıldı mı, “Gelip bize bakmadın da ta nerelere gittin” diye? Özellikle akrabalarınız durumu nasıl karşıladı? İş arkadaşlarınız nasıl tepki verdi?
Ailemden, “Dünyanın öbür ucu. Hastalık var. Güvenli değil” diyerek kaygılananlar oldu. Onun dışında özellikle iş arkadaşlarımdan motivasyonumu arttırıcı tepkiler aldım. Hemşerilerime zaten yıl boyunca gözüm gibi bakıyorum 🙂 Beni tanıyanlar hep takdirle karşıladı. Çalıştığım ilçede, Kızıltepe’de çok sayıda Suriyeli mülteciye gerek hastanede gerek hastane dışında yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ancak onların (Afrikalıların) da bizleri beklediğini düşünüyorum.

Sizin için en dinlendirici tatil hangi özelliklere sahip olmalı?
Kendi günlük rutinimin dışına çıkmak, ortam değiştirmek, faydalı bir şeyler yapmak, mesela birinin ihtiyacını giderip onu tebessüm ettirmek, kendi bir yanlışımı düzeltmek… Tatilimde olması gerekenler bunlar. Tabii bazen sessizlikle de dinlenmek istiyorum, ancak buna hafta sonu genelde yetiyor.

O zaman fırsat buldukça buradaki işten yorulunca Afrika’da ya da dünyanın başka bir yerinde sizi bekleyen hastaları tedavi ederek dinlenmeye devam edeceksiniz…
İnşallah öyle olacak. Branşımla ilgili her organizasyonda bulunamıyorum, çünkü benim gibi başka gönüllüler de var. Ancak uzun ara olduğunda kendimi eksik hissediyorum.