Doç. Dr. Murat Coşkun: Sınırların muğlaklığı çocukları olumsuz etkiliyor

Bugünün çocukları, en basiti passiflora olmak üzere psikiyatrik ilaçlar kullanıyorlar, depresyon ve anksiyete gibi pek çok psikiyatrik sorunla mücadele ediyorlar. Bu durumun, nörolojik sorunlar, aile içi iletişim bozukluğu, akran şiddeti ve çevresel faktörler olmak üzere pek çok tetikleyeni var elbette. Biz de 21. yüzyıl çocuklarının karşılaştığı psikolojik sorunları Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Doç. Dr. Murat Coşkun ile konuştuk.

On yaşındaki çocukların passiflora kullanmaya başladığı, her on çocuktan birisinin migren hastası olduğu şeklindeki istatistik veriler ışığında düşünecek olursak, 21. yüzyılda çocuk olmak neye tekabül ediyor?
Sorunuzdan, çocuklarda yaygın psikiyatrik ilaç kullanımıyla ilgili bir endişe içinde olduğunuz seziliyor. Passiflora, bitkisel kökenli, rahatlatıcı etkisi olan bir ilaç. Çocuklarda sık kullanmıyoruz, fakat kullanılmasında bir sakınca yok. Asıl dikkat çekmemiz gereken mesele şu: Günümüzde passifloradan çok daha etkili ilaçlar kullanıyoruz.
Diğer taraftan, ben 21. yüzyıl ile ilişkilendirmek açısından migreni değil de depresyon, anksiyete, davranış sorunları; narsisizm ve bağımlılık gibi modern (!) sorunları dikkate almak daha uygun olur diye düşünüyorum. Migren birtakım çevresel faktörlerle tetiklenmekle birlikte nörobiyolojik bir sorundur. Yani yalnızca 21. yüzyıla özgü değildir.
O yüzden soruyu sorarken migren yerine psikiyatrik ilaç kullanmayı merkeze alsak ve 10 çocuktan birinin psikiyatrik ilaç kullandığı zamanımızda desek daha anlamlı. Gerçi bizim ülkemiz için bu istatistik tam olarak olmasa da Batı toplumları için doğru. Çocukların depresyon, anksiyete ve bağımlılıktan mustarip olduğu, narsisizm, tüketim ve bağımlılık çağında çocuk olmaktan bahsediyoruz. Geçmişe nazaran farklılıklar işte bu durumlarla alakalı daha ziyade.

D. Riesman aileleri geleneksel yönelimli, içe yönelimli, dışa yönelimli aileler olarak üçe ayırıyordu malumunuz. Türkiye, Batı toplumlarının çocuk yetiştirirken karşılaştığı sorunlara günümüzde tanık olmaya başladı. Fakat Batı toplumlarının tecrübelerini değerli bulmuyoruz. Geleneğin aktarımını da pek değerli görmüyoruz. Buradan yola çıkarak destek verdiğiniz aileler için hangi yöntemi izliyorsunuz?
Ailenin tanımı-tipi konusunda farklı disiplinler farklı tanımlar yapıyorlar. Fakat bu şekilde kategorik bir ayrım biz klinik psikiyatristlerin kullandığı bir tanım değil. Gerçek hayatta ve özellikle de insanla ilgili konularda kategorik tanımlar biz psikiyatristler için biraz yetersiz kalabiliyor. Çocuk psikiyatristi olarak bizim için ailenin tipinden daha önemli olan hususlar, ailenin işlevi ve işlevselliği.
Biz ebeveyn veya aileyle ilgili bir kategorik tanımlama yapacak olsak daha çok çocuk merkezli bir yaklaşım olarak sıcak vs. soğuk aile (çocuğa yönelik duygusal destek ve kabulleniş açısından) veya ilgili vs. ilgisiz aile (çocuğun fiziksel ihtiyaçları, eğitimi ve disiplini vs. konuları) olarak söylemek mümkün. Biz ailenin iki önemli konuda çocuk için ne kadar yeterli ve güvenli olduğuna bakıyoruz. Çocuk merkezli baktığımızda ailenin işlevidir önemli olan.

Nedir ailenin sizin olmazsa olmaz gördüğünüz işlevi ya da işlevleri?
Bence çocuk merkezli olarak baktığımızda ailenin iki önemli işlevi olmalıdır ki bu benim mesleki uygulamadaki yaklaşımım aynı zamanda. Fakat bu konularda çocuk psikiyatristleri arasında bir fikir birliği olmadığını söylemek lazım. Birincisi; çocuğun bedensel-zihinsel, ahlaki, akademik vs. gelişimi için yeterli ve sağlıklı bir destek sistemi oluşturabilmek, çocuğun bakımını vs. yapmak. İkincisi; çocuğu, özellikle günümüz modern dünyasında sıklıkla karşılaştığımız her türlü maddi-manevi riskli ve/ya tehlikeli durumlarda korumak, çocuğun fıtri ve tabii gelişim sürecinin sağlıklı ve güvenli bir şekilde ilerlemesine imkân sağlamak.
Geleneğe ve yeni kuşaklara aktarımı meselesine gelince… İnanç ve medeniyet tasavvurum ve aile hayatım açısından bunu çok önemsemekle birlikte, bir çocuk psikiyatristi olarak bu konuda kendi geleneğimiz de dâhil, geleneklerin tümüyle aktarılması-sürdürülmesi gereken bir konu olduğunu düşünmüyorum. Zamanın ruhu birtakım geleneklerimizin değişmesini gerektiriyorsa ki olabilir, bunda bir sakınca görmüyorum. Fakat birçok ailenin, özellikle ebeveyn-çocuk ilişkisinde gelenekle-modernite arasında ciddi bir sorun yaşadığı da bir gerçek. Ailelerin sıklıkla dile getirdiği, çocuklarıyla ilgili şikâyet ettikleri konuların başında da bu geliyor aslında. Tabii, aileler bunu gelenek-modernizm uyuşmazlığı diye adlandırmıyor ama sorunun/şikâyetin temelinde bunun olduğunu görmek çok kolay. Burada bizim açımızdan en son kızılacak (!) kişi aslında çocuklar. Çünkü ailelerin bu bağlamda şikâyet ettiği durumların birçoğu aslında yine yetişkinlerin çocukların başına sardığı şeyler.

Devamı Nihayet Nisan’17 sayısında