Beştepe Külliyesi kütüphanesini bekliyor

(Röportaj: Fatma Barbarosoğlu)

Nasıl Amerika’da Kongre Kütüphanesi, Amerikan kütüphaneciliğinin seyrini değiştirdiyse Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi de Türkiye’de kitap ve kütüphane tasavvurunu değiştirecek diyen Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı ve sözcüsü Prof. Dr. İbrahim Kalın’la kitaplara ve kütüphanelere dair bir söyleşi yaptık.

Beştepe Külliyesine yapılması planlanan  kütüphanenin, kütüphanecilik tasavvuruna yapacağı olumlu katkıların yanı sıra yaşam merkezi olarak kütüphane ihtiyacına yönelik duyarlılığı artırmasını temenni ediyoruz.

 

“Günışığında okumayı tercih ederim”

Elinize aldığınız ve uzunca bırakamadığınız ilk kitabı hatırlıyor musunuz? Okuyan, okunan, okunurken okunan özne olarak kitap ile ilişkinizi bir fotoğraf sahnesi olarak sizde kayıtlı tutan ‘o kitap’ı soruyorum.

Şu anda yazarını hatırlamadığım, yedi-sekiz kitaptan oluşan bir Peygamberler Tarihi serisi vardı. İlkokuldayken o seti birkaç kez okuduğumu hatırlıyorum. Peygamber kıssaları, yeryüzündeki serüvenimiz hakkında çok önemli şeyler söyler. Her birinin tekabül ettiği bir hakikat var. Her Peygamber, bir ideal tipi yahut prototipi temsil ediyor. Onları takip ederek hakikat yolculuğumuzu daha emin bir şekilde sürdürebiliriz. Kur’an’da, Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar her Peygamberin belirgin bir özelliğinin öne çıkartılması da bu hikmete dayanıyor.

Daha sonraki yıllarda felsefeden edebiyata, siyaset düşüncesinden dinler tarihine kadar farklı alanlarda okumalar ve akademik çalışmalar yaptıktan sonra Peygamber kıssalarına hep geri dönmüşümdür. Usul-u fıkhın bir kuralıyla söyleyecek olursak, onların hikâyelerinin hususiyeti, manalarının umumiyetini ortadan kaldırmaz. Tersine onların hayat hikâyelerini ve mücadelelerini daha gerçek, daha insancıl ve bize daha yakın kılar.

Şu sıralar Hz. İbrahim’in kıssası üzerine okumalar yapıyorum. Akıl, iman ve teslimiyete dayalı mücadelenin muhteşem bir terkibi var Hz. İbrahim’in hayat hikâyesinde.

 

Kitaplarınızla ilişkiniz nasıl? Hırpalaya hırpalaya mı okuyanlardansınız yoksa nadide eser muamelesi yapanlardan mı?

Kitaplarımı seçerek alır, özenle okur ve iyi muhafaza etmeye çalışırım. Kitapların hor kullanılmasını hiçbir zaman hoş karşılamadım. Hem kitaba saygının bir gereği hem de bizden sonra okuyacaklar için kitapları temiz tutmak ve iyi korumak gerekir. Altını çizmem ve not almam gerektiğinde, bunu genellikle kurşun kalemle yaparım. Okuma defterine aldığım notlar ayrı. Onları da zaman içinde sürekli kullanmışımdır. Not almak, yazmak ve notları karşılaştırmak okuma eyleminin bir parçasıdır.

Zor bulunan, nadir eser statüsünde olan ve hususi kıymeti olan kitaplara ayrı bir ihtimam gösteririm. Onların her birinin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir serüveni var.

 

Kütüphanenizdeki kitapları kategorik olarak ayıracak olsak oranlar nasıl? Tarihi, dini, edebi, siyasi, ekonomik, sanat vb.

Konularına göre tasnif edildiğinde sanırım felsefe ve düşünce tarihi birinci sırada yer alır. Farklı dillerde (Arapça, Farsça, Türkçe, İngilizce, Fransızca vs.) İslam felsefesi ve Batı düşünce tarihi alanlarında kitaplar ilk sırayı alır. Onları genel tarih, Osmanlı ve Türkiye tarihi, siyaset düşüncesi, dinler tarihi, edebiyat, sanat tarihi ve teorisi, Ortadoğu çalışmaları ve uluslararası ilişkiler takip eder.

Umumi kütüphaneleri kullanmak elbette iyi ve gerekli bir şeydir. Ama kitap muhibbi insanların ve ilim insanlarının özel kütüphanelerinin olması lazım diye düşünüyorum. Bazı akademisyen arkadaşlar “Bunlar zaten kütüphanede var, niye alıyorsun?” dediğinde cevabım hep aynı olmuştur. Bir kitabı almayarak pişman olacağına alarak pişman ol. Sanırım bu söz Ali Birinci Bey’e ait. Ben, bugüne kadar kitap aldığı için pişman olan kimse görmedim. Ama falanca kitabı alma fırsatını kaçırdığı için hayıflanan çok kişi bilirim.

 

Edebi okumalar için günün hangi saatlerini seçersiniz? Ne zaman ve nerelerde okursunuz?

Günün her saati okumak için uygundur. Ama ben doğal ışıkta okumayı tercih ediyorum. O yüzden sabah erken saatlerde ve gün boyu -vakit bulabildiğim oranda-okumayı tercih ediyorum. Akşamları yatmadan önce de bir müddet okumayı severim. Seyahatlerde, uçakta, gittiğimiz ülkelerde, otelde de okuyorum.

Tabii bu bazen ne okuduğunuza da bağlı. Vazife gereği okuduğumuz metinler, yazışmalar, mektuplar, mesajlar, brifler, vs. belli bir yekûn tutuyor ve bunları günün her saatinde okumanız gerekebiliyor. Bunların bir kısmını artık ekranlardan (telefon, tablet, bilgisayar gibi) okuyoruz. Tabi matbu metinler gibi aynı tadı vermiyor ama bir işlev de görüyor ve bazen daha pratik olabiliyor.

Şu bir gerçek, iyi ve yoğun okumalar yapmak için belli bir zihni duruluğa ve dinginliğe ihtiyaç var. Her an dikkatinizin dağıtıldığı, sürekli mesaj ve bip seslerinin geldiği, telefonların çaldığı, ekranların açık olduğu bir ortamda çok sağlıklı okumalar yapmak mümkün değil. Çağımız ‘dışardan gelen uyarılar’ çağı: Telefonlar, SMS’ler, sosyal ağ mesajları, son dakika haberleri, vs. Bunlara karşı insanın kendini bir nebze koruması gerekiyor. Daha sağlıklı ve verimli okumalar için bir miktar sükût ve sekinete ihtiyaç var.

 

“Kütüphaneden hiç çıkmadan geçireceğim bir günüm olsaydı…” 

Kitap koleksiyonunun sayısı arttıkça eşlerin hayatı gittikçe daralır. Sizin evde durum nasıl?(Eşiniz kitaplarınızdan hangi kelimelerle şikâyet ediyor?)

Eşim sağ olsun bu konuda bana hep yardımcı olmuştur. Kitabın ve okumanın değerini bilen biridir. Biz üniversite tanıştık ve evlendik. Yüksek lisans, doktora, hocalık derken hayatımız hep kitapların içinde geçti. Evimizde her zaman kitap ve kitaplık oldu. Çocuklarımız onlarla büyüdü. Biz ailece kütüphanesiz bir ev tahayyül edemiyoruz.

 

Uzun yıllar ABD’de yaşadınız. Oradaki kütüphane tecrübesinden sonra, Türkiye kütüphanelerini en çok hangi noktada katlanılmaz buldunuz?

ABD kitaba erişim ve kütüphaneler konusunda çok ileri bir noktada. Üniversite kütüphaneleri, halk kütüphaneleri, Kongre Kütüphanesi, özel koleksiyonlar, hepsini birlikte düşündüğünüzde ortaya muazzam bir birikim çıkıyor. Kütüphanelerin fiziki yapıları ve sundukları hizmetler de dikkate değer. İyi işleyen bir sistem var.

Türkiye’de yeteri kadar kitap okumuyoruz. Kütüphane sayımız az. Çeşitli sebeplerle kütüphaneler yeni yayınları yeteri kadar takip edemiyor. Birkaç istisna hariç özel araştırma ve ihtisas kütüphanelerimiz yok. Halk kütüphanelerinin fiziki imkânları yeterli değil. Burada hem devlete, hem üniversitelere hem de vatandaşa sorumluluk düşüyor. Kitap ve kütüphane meselesini keyfi değil zaruri bir ihtiyaç olarak ele almak gerekiyor.

İnternet ve sosyal medya kitabın yerine ikame edilemez. Onu yardımcı bir unsur olarak görmek lazım. Biz çoğu zaman ilim ile malumatı, bilgi ile enformasyonu birbirine karıştırıyoruz. Ama tek başına ilim de yetmiyor. Hikmet ve irfan mertebesine ulaşmamız gerekiyor ki bilginin değerini takdir edebilelim. Bunları ancak iyi bir ilim, fikir, kitap ve kütüphane ortamında elde edebilirsiniz.

 

Türkiye’deki kütüphaneleri bir sıralamaya tabi tutsak sizin ilk beşiniz hangileridir?

Farklı kütüphaneler farklı ihtiyaçlara cevap veriyor. Zaten bütün kütüphanelerin aynı koleksiyonlara sahip olması doğru bir yaklaşım değil. Belli bir düzeye ulaştıktan sonra kütüphanelerin ihtisaslaşma yoluna gitmesi ve belli alanlarda temayüz etmesi gerekir.

Bu açıdan bakınca Ankara’daki Milli Kütüphane’nin çok iyi bir koleksiyonu var. İstanbul’da benim de yıllarca istifade ettiğim İSAM Kütüphanesi, İslam araştırmaları, Osmanlı tarihi, sosyal bilimler ve periyodikler alanında çok iyi bir seviyeye ulaştı. Üniversite kütüphaneleri arasında Boğaziçi ve Bilkent kütüphaneleri önemlidir. Süleymaniye ve Beyazıt Devlet Kütüphaneleri el yazması ve matbu Osmanlıca eserler konusunda dünya çapında kıymeti haiz kütüphanelerdir. İstanbul’daki Atatürk Kitaplığını da burada zikretmek isterim. Ayrıca yine bir ihtisas kütüphanesi olarak IRCICA kütüphanesi önemlidir.

 

Çalışmanızın kimyası evde ve kütüphanede farklılaşıyor mu?

Elbette. Ben kütüphanede kitapları aramayı, incelemeyi, elime alıp karıştırmayı severim. Ama uzun boylu okumaları genellikle evde ya da ofiste yapmayı tercih ediyorum. Tabi son yıllarda mevcut vazifemizden dolayı kütüphanelerde eskisi kadar vakit geçiremiyorum. Arada bir tam günümü kütüphaneden hiç çıkmadan geçirmeyi çok isterim!

 

“Kitabın temsil ettiği medeniyet tasavvuru kütüphanede izhar olur.”

 

Beştepe'deki yeni Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi, ilk kez 29 Ekim kutlamaları için kullanılacak. Tebrikleri Beştepe'de kabul edecek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, akşam da eşi Emine Erdoğan ile Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna ev sahipliği yapacak. (Volkan Furuncu - Anadolu Ajansı)

Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinin içinde bir kütüphane fikrinin sembolize ettiği şey nedir?

Öncelikle şunu ifade edeyim. Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi fikri Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ait. Kendisi ortaya güçlü bir vizyon ve geniş bir bakış açısı koyduğu için biz de çok şanslıyız. Çünkü bu bizim işimizi kolaylaştırıyor ve kendimize daha büyük hedefler belirlememize imkân sağlıyor.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, milletin evi olarak inşa edildi. Şu anda da öyle hizmet ediyor. Geçtiğimiz bir yıl içerisinde on binlerce vatandaşımız, yabancı devlet başkanları, heyetler, bilim ve sanat insanlarımız, muhtarlarımız, sporcularımız, külliyeyi ziyaret etti. Geçtiğimiz ay külliyeyi randevu usulüyle vatandaşlarımızın ziyaretine de açtık.

Resmi makam binası ve hizmet birimlerinin yanı sıra külliyede her gün dolup taşan bir cami var. Burası da bütün vatandaşlarımıza her gün açık. Caminin hemen karşısında kongre ve konser salonumuz bitmek üzere. Bir-iki ay içinde hizmete açılacak. Orası da bir kongre, konser ve sergi salonu olarak nitelikli bir yer olacak ve bütün vatandaşlarımızın hizmetine sunulacak. Ardından caminin alt tarafında çok amaçlı salonlardan oluşan bir başka yer daha yapılacak.

Son olarak kütüphane, bu külliye tasavvurunu taçlandıran bir yer olacak. Türkiye’nin ve bölgenin en büyük kütüphanesi olma özelliğini taşıyan bu kütüphane, ‘milletin evi’ konseptiyle de birebir örtüşüyor. Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi yerli yabancı araştırmacılara, öğrencilere, üniversite hocalarına, öğretmenlere, kamu görevlilerine ve bütün vatandaşlarımıza açık olacak. Sadece koleksiyonlarıyla değil faaliyetleri, sergileri ve programlarıyla da millete hizmet eden bir ilim, fikir, kitap ve tarih merkezi olacak.

 

Cumhurbaşkanlığı kütüphanesi Türkiye’de kütüphanecilikle ilgili standartları nasıl etkileyecek? Bu büyüklükte bir kütüphanenin Türkiye’de kitap ve okuma kültürüne, bu konudaki resmi politikalara nasıl bir katkı sunmasını bekliyorsunuz? (Küçük, orta ve büyük ölçeklerde olmak üzere bir kütüphane seferberliğinin başlayacağını söyleyebilir miyiz?)

Evet, sanırım böyle bir etkisi olacak. Nasıl Amerika’da Kongre Kütüphanesi, Amerikan kütüphaneciliğinin seyrini değiştirdiyse Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi de Türkiye’de kitap ve kütüphane tasavvurunu değiştirecek diye düşünüyorum. Sadece beş milyon kitap hedefiyle ilgili değil bu durum. Matbu ve elektronik yayınlarla kısa sürede beş milyon kitap hedefini aşacağız muhtemelen. Bu daha ziyade keyfiyetle, mekânla, kitabın temsil ettiği medeniyet tasavvuruyla ilgili bir durum.

Örneğin burada belli alanlarda dünyanın en iyi koleksiyonları bulunacak. Ayrıca kütüphanemize daha şimdiden bağışlanan özel koleksiyonlar, nadir eserler, el yazmaları, fermanlar, haritalar, fotoğraflar, pullar, gravürler, ses kayıtları vs. olacak. Bunların her biri kütüphanede yaşayan, canlı bir kültür ikliminin anahtarı olma vazifesi görecek. Örneğin Müteferrika baskısı kitapların serüvenini anlatan programlar yapılacak. Nadir el yazmalarının hikâyeleri anlatılacak. Araştırmacılara yol gösteren kütüphanecilerimiz ve uzmanlarımız, onları yeni araştırma alanlarına sevk edecek. İlk, orta ve lise öğrencilerimiz Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi’nde ilim, fikir, kitap ve tarih yolculuklarına çıkacak. Yazının, kâğıdın, kitabın, kütüphanelerin tarihini öğrenecek. Tarihin akışına yön vermiş kitapların macerası anlatılacak. Doğudan Batıya, Çin’den Roma’ya, Endülüs’ten Osmanlı’ya, Ortadoğu’dan Afrika’ya kültür ve kitap medeniyeti inşa etmiş milletlerin insanlığın büyük birikimine yaptığı katkılar çeşitli faaliyetlerle ele alınacak.

Ayrıca cilt işine büyük önem veriyoruz ki bu Sayın Cumhurbaşkanımızın da özel ilgi alanlarından biridir. Kütüphane bünyesinde tam teşekküllü bir mücellithane kuracağız. Kendi ciltlerimizi kendimiz yapacağız. Bunun için orijinal cilt tasarımları geliştiriyoruz. Mazruf kadar zarf da güzel olmalı.

Tabii kütüphanenin elektronik ve dijital alt yapısı da en üst standartlarda olacak.

Böyle canlı ve interaktif bir ortamda kitapların temsil ettiği ve sunduğu büyük fikirler de ete kemiğe bürünecek ve araştırmacılara ve ziyaretçilere yeni ufuklar, yeni kapılar açacaktır. Kütüphaneye yapılan her ziyaret bir entelektüel ‘fetih’ mesabesinde olacaktır.

Cumhurbaşkanlığı kütüphanesinin mimari projesi bu özellikler dikkate alınarak hazırlandı. Bu ihtiyaçlara cevap mahiyetinde birimler hizmet verecek. Ziyaretçiler kendilerini yüzbinlerce kitabın yığıldığı bir depoda değil gerçek bir kütüphanede, bir darü’l-hikme’de, beytü’l-hikme’de hissedecek.

Bütün bu unsurlar şüphesiz Türkiye’deki diğer kütüphanelere emsal teşkil edecek ve onların fiziki ve ilmi tasavvurlarını dönüştürecektir.

 

Bu kütüphanenin kitap koleksiyonunu neye göre belirleyeceksiniz?

Bu konuda geniş bir uzman heyetiyle bir çalışma yürütüyoruz. Türkiye’nin önde gelen sahaf, kütüphaneci, kitapseverleri ve ilim insanlarımızla çalıştaylar yaptık. Hangi alanlara yoğunlaşmamız, hangi tür eserlere öncelik vermemiz gerektiği konusunda belli bir yol haritası ortaya çıkmaya başladı.

Bunu kısaca şöyle ifade edebilirim: Türkiye’nin geniş coğrafya ve tarih birikimini esas alan ama aynı zamanda evrensel bakış açısına sahip bir kütüphane kurmayı planlıyoruz. Kendi medeniyet tarihimizin büyük birikimini bu koleksiyonda bir araya getireceğiz. Dolayısıyla Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi dönemlerine ilişkin bütün temel eserler ve koleksiyonların olması hedefleniyor.

Aynı zamanda farklı dillerde dünya tarihi, düşünce tarihi, kültür ve medeniyet tarihi, dinler tarihi, beşeri bilimler, sanat ve estetik, siyaset düşüncesi, uluslararası ilişkiler, iletişim bilimleri, bilim felsefesi gibi çeşitli konularda insanlığın ortak birikimini yansıtan eserler alınacak. Tabii zaman içinde ihtiyaçlara göre yeni açılımlar da yapılacaktır. Son tahlilde yaşayan organik bir mekândır kütüphane.

 

Kütüphanenin büyüklüğü ve koleksiyonunun zenginliği kadar erişimin ve ulaşımın kolay olması da önemli. Bu kütüphaneye hem ulaşım hem de erişimi kolaylaştırmak için ne gibi planlamalar yapılıyor?

Bu konuda da ileri adımlar atmayı ve Türkiye’deki mevcut paradigmayı değiştirmeyi planlıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘24 saat açık kütüphane’ hedefine uygun bir yapılanmaya gidiyoruz. Okuyucuların hem matbu hem de eletronik yayınlara her an ulaşmasını sağlayacak alt yapı çalışmaları yapılıyor. Dünya kütüphaneciliğinin geldiği son noktayı esas alarak kapsamlı bir çalışma yaptık. Dünyanın önde gelen kütüphanelerini idari yapısından hizmet sunumuna kadar farklı yönleriyle inceledik. Bu birikimi Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesinde yansıtacağız inşallah.

 

Türkiye’de sadece külliye kütüphanesinde mahsus hususiyetleri olacak mı?

Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesinin birçok hususi özelliği olacak. Özel koleksiyonlar, nadir eserler, matbu ve elektronik yayınlar, haritalar, fermanlar, fotoğraflar, sesli yayınlar, görsel yayınlar… Özel çalışma odaları, her tür kütüphane hizmeti, periyodik faaliyetler, yazarlarla buluşmalar, çocuklara ve gençlere yönelik özel programlar…

 

Kütüphane ve gelecek tasavvurunu bir arada düşünecek olursak, Türkiye olarak dijital kültürün getirdiklerini ve götürdüklerini sağduyulu bir şekilde ele alabildiğimizi düşünüyor musunuz?

Bu hassas ve önemli bir konu. Dijital yahut elektronik yayınlar giderek yayılıyor ve hayatımızın her alanına giriyor. Bu konuda dünyada da akademik çevrelerde kapsamlı tartışmalar yapılıyor.

Bizim yaklaşımımız şu: Matbu ve dijital yayıncılık birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olmalı. Çok kabaca ifade etmek gerekirse iki yayın biçimini bizim kütüphanemizde bir araya getirmek için gerekli alt yapı çalışmaları yapılıyor.

Bu kütüphanenin özelliklerinden biri, insanımıza kitap sevgisini aşılamak olacak. O yüzden dijital yahut elektronik yayınlara karşı hiçbir önyargı yahut sınırlama getirmeden geleneksel matbu kitapçılığın en güzel örneklerini de kütüphanemizde sergileyeceğiz.

 

Yapılması hedeflenen Külliye Kütüphanesi, sadece araştırmacılar için mi, yoksa aileler için de cazibe merkezi olacak bir mekân olarak mı inşa edilecek?

Elbette. Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi, aileler, gençler ve yaşlılar için de bir cazibe merkezi olacak. Her yaştan ziyaretçilerimiz kitaplarla haşır neşir olmanın, okumanın, bir kitap ortamında vakit geçirmenin güzelliklerini keşfedecekler. Bunun için de özel hazırlıklar yapılıyor.

Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi, milletin evi olan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin bir parçası ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonuyla şekillenen bir mekân. Dolayısıyla orada tarihimiz, medeniyetimiz, estetiğimiz, fikriyatımız, sanatımızla biz kendimizi bulacağız.