Akif Pamuk: Bir meslek sahibi olmak mıdır mevzu?

Röportaj: Nihayet Dergi

Eğitim, bireyin modern dizgenin içinde sonuç odaklı bir müfredatla şekillenmesi midir yoksa herkesin biricik ve tek olduğunu kabul eden kişiye özel bir süreç inşası mı? Sorularımıza cevap bulmak ve alternatif eğitim modellerini dinlemek için Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Akif Pamuk ile bir araya geldik. Kendisiyle Montessori, Waldorf, Reggio Emilia gibi yaklaşımların nasıl uygulandığı ve neyin alternatifi olduğu üzerine söyleştik.

Alternatif eğitimin bir tanımını yapalım mı?
Ana akımın dışı kısaca. Eğitimde kavramsal düzeyde pozitivist olmayanı, sosyal inşacı bir tarafı tanımlamak bir tarafıyla. Alternatif eğitimin yaptığı şey aslında süreci ön plana çıkarmak. Bugün Milli Eğitim’in temel amaçları, öğretim programı, ders programı bellidir. Bu süreç içerisinde öğrencide ortaya çıkan sonuçlar aşağı yukarı bellidir… Sosyal inşacı perspektif, eğitimi çeşitlendiren ve yeniden inşa etme sürecidir. Demokratik olma durumu da öğrencilerin kendini inşa edip etmeme durumuyla ilgilidir. Öğrenci yaygın eğitim anlayışında hak ve sorumluluk temelli yetiştirilir. Zihnimiz hep böyle tekli dizgeler arıyor, bu böyledir, bu şöyledir diye… Aslında alternatif eğitim mevzuu tam da bunu reddeden bir yaklaşım. Tam sosyal inşacı bir yapıdır. Bu sebeple her ne kadar tanım yapmaya çalışsak da, o bu tanıma direniyor.

Eğitimde sosyal inşacı yapıyı biraz detaylandırabilir miyiz?
Bugün taslak olarak bir öğretim programınız var, o programı tüm ülkeye sonuç odaklı şekilde uyguluyorsunuz. Modernist, pozitivist bir yaklaşım. Böyle tanımladığınızda öğretmenin statüsünü de belirliyorsunuz. Öğretmen her koşulda ilgili kazanımı verecek, bu beceriyi kazandıracak… Alternatif eğitim dediğimizde, seneye aynı programı uygulamak gibi bir durumla karşı karşıya değilsiniz. Bugün buraya geldim ve hiçbirinizi tanımıyordum. Birlikte oturduk, konuşarak bir dil inşa ediyoruz. Alternatif eğitimde de, öğretmen öğrenciyle karşılaştığında, öğrenciye ve öğrenme sürecine dair bilgisi bir a priori bilgidir. Yeni deneyimler karşılıklı etkileşimlerle bir şeyler üretilir, a posteriori bir bilgiye sahip olur. Fakat ertesi gün yine a priori bilgiyle güne başlar. Dünkü deneyim üzerine bugünkü deneyimi ile hermenötik daireler gibi yeniden inşa ettiği bir yapı.
Öğretmen sınıfa girdiğinde aslında yeni bir dizge üretiliyor ve her yeni karşılaşmada yeniden anlamlar üretiyor. Onun için genellikle alternatif eğitimde bir taslak vardır ve bu çok genel bir taslaktır. O temayı birlikte inşa eden kişiler aslında öğrenme ortamındaki öznelerdir. Öğretmendir, öğrencidir, yeri gelir, velidir. Birlikte üretilen sosyal inşalardır. Diğer bir deyişle etkileşimsel öğrenme süreci.

Müfredat nedir hocam burada? Biz müfredat dışında düşünemiyoruz ya…
Bir dizge aslında. İlkeler bazında gidilir genellikle. Öğrencinin sürece katılması, dizgeyi başkalaştıran bir şeydir. Sadece Türkiye örneği için değil, diğer modern ülkelerde de müfredatta öğrencinin bir payı yok! Bizde öğrenci meclisleri var ama bunların hiçbirisi o yapının bir parçası değil. Örneğin Bodrum’daki Mutlu Keçi İlkokulu’na arkadaşlardan birisi gidip gözlemleyecekti. Okulla iletişime geçti, “öğrencilere soralım” cevabını aldı. Okul hafta başında öğrencilerine sordu. Öğrenciler, “Gelmesin” dedi. Arkadaşımız gidemedi. Öğrencinin sürece katılması böyle oluyor. Modern dizgede müfredatı, öğretim programını belirleyen bir faktör olarak öğrenci yok. Ayrıca bakın çocuk kavramı modern bir şey. Çocuk kitabı diyorsun, çocuk yazmıyor bu kitabı. Yetişkinlerin dünyasında üretilen çocuk tasavvuruna uygun kitaplar bunlar. Eleştirel pedagojinin ana akımında yer alan, “eğitim dediğiniz şey bir toplum mühendisliğidir, ideolojik aygıttır” laflarının karşılığı olarak da var zaten. Öğrenciye biz o tasavvuru sunuyoruz. Onu, özne olarak karşına oturtuyorsan, onunla bir iletişim içerisinde bunu inşa ediyorsan katılımcılıktan bahsedilebilir.

Müfredat, öğrenciden bir makbul vatandaş çıkartma süreci oluyor nihayetinde.
Evet, makbul vatandaşı yetiştirmek için uyguluyorsunuz. Ama başka bir şey söyleyeyim: Çokkültürlü eğitim tartışmalarında bile, eğer siz çokkültürlülüğü de mutlak hakikat olarak kabul ederseniz, o da bir toplum mühendisliğine dönüşür. Ulus devleti değiştirmek için eğitim derseniz, o da toplum mühendisliğidir. Alternatif okulların farklılığı burada. O süreç içerisindeki farklı yaklaşım biçimleri, alternatif okulların alt bağlamlarını değiştirmeye başlıyor. Birlikte bir dil oyunu kuruyoruz ki bunu Wittgensteincı anlamda kullanıyorum. Bir tahakküm kurmuyorsunuz. “İlla benim dediğim olacak” diye bir şey yok. Etkileşimsel öğrenme, birlikte inşa etme.
Bu alternatif eğitim yollarını alternatif yapan şey, modernin pozitivist paradigmaya karşı duran epistemolojinin ürünleri olmasıdır. Mesela sonuç odaklı değildir bunlar. Sonuçta ölçülecek bir şey vardır, o şeyle alternatif okulların ölçülecek şeyi aynı değildir. Amaçlar da farklıdır.

Sonuç odaklı derken diploma mı demek istiyoruz burada?
Davranış sergilemek. Milli Eğitim’in temel amaçları vardır ki bunların hepsi tanımlanmıştır. Kimileri için temel hedef bu amaçlara ulaşmakken, kimileri için diploma, kimileri içinse iş sahibi olmaktır. Mesela Almanya’da yaşayan Türk kökenli bir kız öğrenciye annesi, “Belirli bir yaşa geldin, başını kapatman gerekiyor” der. O da kapanır ve okuluna gider. Almanya’da öğrenciler okulda özne olarak kendi dilediklerini yerine getiriyorlar, çok kültürlü bir eğitim söz konusu… Öğretmeni öğrenciye, “Neden başını kapattın; annen mi, ailen mi zorladı?” diye sorar. O da, “Hayır, ben kendim istedim” der. Sonra olayı üçüncü tekil kişiye aktarırken, “İtiraf etmek gerekirse aslında annem istedi. Annemin orada zor durumda kalmaması için kendim istedim, dedim” der. Bu yaşanmış bir hikâyedir. Sonuç odaklılık şunu görür. Başörtüsü taktı mı, taktı, bunu kendi mi yaptı, yaptı. Tamam, kendi deneyimi, der. Ama onu iç deneyiminin bir parçası hâline getirmez. O hâliyle alternatif eğitim dediğimizde burada sonuç odaklılıktan çok süreç odaklılık var. Ne demek bu? Karınca gidiyormuş, nereye diye sormuşlar. Hacca gidiyorum, demiş. Hadi canım, ne haccı, demişler. Varamasam da, yolunda ölürüm, demiş. Sonuç odaklı bakarsanız, gitti mi gitmedi mi, dersiniz. Süreç odaklı bakarsanız, giderken neyi deneyimledi, neden gitmek istedi, dersiniz. Arada anlamlı bir fark var. Araç amaç olmuş.

Devamı Nihayet Dergi 33. sayısında