Söyle bakalım sence âlim kim?

Kübra Kuruali Yaşar

Nihayet kasım sayısında “Âlim” dosyası hazırlamaya karar verdiğimiz toplantıdaydık. Ahmet Murat bize “Arkadaşlar, âlim kimdir? Aklınıza gelen isimler?” diye sordu. Ortalama bir âlim tanımı yapıp, aklımıza gelen ilk isimlerde uzlaştık. Hemen hepsi eski çağlarda yaşamış âlimlerdi. Hocamızın, “Günümüz âlimleri kimler?” sorusu ise masada bomba etkisi yaptı. Birimizin söylediği isme diğerinin itiraz ettiği bir duruma düşmüştük. Evet, o kişiye âlim diyebilirdik ama keşke kendisi şu cemaatin başında olmasaydı. Tabii ki o isme de âlim diyebiliriz ama geçenlerde şu hocaefendiye ağza alınmayacak laflar etmeseydi. Ortaya net bir isim koyamasak da bir âlim inancımız vardı aslında. Hemen farklı yaş ve meslek gruplarından arkadaşlarımıza sormak için bazı sorular belirledik: “Kime âlim denir? Âlim nerede yetişir? Bir kişi âlim olabilmek için hangi özelliklere sahip olmalıdır? Aklınıza gelen isimler kimler? Günümüzde âlim var mı?” Sorularımıza cevaplar gelmeye başladığında gördük ki onlar da bizim gibi eski çağlarda uzlaşırken, günümüzde ayrışmışlar. Eminiz aynı masa etrafına toplansalar biri diğerinin âlimine itiraz eder. Soruşturmayı okurken kimleri âlim olarak gördüğünüzü düşünün. Cevaplarınızı @NihayetDergi twitter adresimize yazabilirsiniz.

Âlim birikimini yaşayışına yansıtabilendir
Ali Varlı, Bilgisayar Mühendisi, 25 yaşında
Âlim insan; dinî bilgi birikimi yüksek olup, bu birikimi yaşayışına da yansıtabilen kişidir. Hayatındaki nefsani davranışlardan arınıp, kendini Allah yoluna adamış ve bu yolda bilgi birikimini arttıran, yaşayışını buna göre düzenleyen kişiler Allah’ın izni ile âlim olabilir. Her ortamda âlim yetişebilir. Aklıma ilk gelen âlimler Ebu Hanife, İmam Şafii, Hanbeli ve Maliki’dir. Günümüzde âlim kim olabilir diye düşündüğümde aklıma gelen ilk isim ise İsmail Ağa Cemaati hocası Mahmud Efendi’dir.


 

Âlimin ilham kaynağı ilmin kapısı Hz. Ali’dir
Serpil Yılmaz, TV Spikeri ve Dublaj Sanatçısı, 49 yaşında
Âlim, Allah’ın ilim sıfatının açığa çıktığı kişidir. İtidal üzere olduğu gibi gerektiğinde korkusuz, cesaretli ve basiret sahibidir. Çağına göre medresede de yetişebilir üniversitede de… İlham kaynağı ilmin kapısı Hz. Ali’dir. Bunun anlamı ise şudur; kendini bilen Rabbini bilir. İşte âlim bütün ömrünü buna harcar. İbn-i Arabi, Abdülkadir Geylani, Gazali aklıma gelen âlimlerden sadece birkaçı… Günümüzden verebileceğim ve feyzaldığım isim ise Ahmet Hulusi’dir.


 

Bugün en büyük âlim Google amca diyebilirim
Erol Düzcan, Dini Dersleri Öğretmeni, 52 yaşında
Bildiğini bilene âlim denir. Bir insanın âlim olması için neyi, neden, nerden bildiğini bilmesi ve bildiğini doğrulamış olması gerekir. Her yerde kendini yetiştirebilir. Âlimim; çocukken annemdi, okula gidince öğretmenim oldu, sonra kendimi de zannetmedim desem yalan olur. Ancak bugün ne sorsam her şeyi bilen en büyük âlim, Google amca diyebilirim. Rakipsiz kendisi…


 

Âlim uğraştığı işin üst düzey mütehassısıdır
Sümeyye Semiha Büyük, Öğrenci, 25 yaşında
İlmiyle yaşayan bilge kişidir. Uğraştığı işin üst düzey mütehassısıdır. Vakar, disiplin, adalet ve ihtiyat. Bu kelimeleri önceleyerek şunu kastediyorum. Herhangi bir bakış açısını sırf duygusal dürtülerle körü körüne sahiplenmeden, ağırbaşlılıkla olgulara yaklaşır ve inceler, kuvvetli bir disiplinle araştırma sürecini tamamlar, dolayısıyla analizleri ve gözlemleri de adildir. Mütehassıs olmadığı alanlarda hüküm vermekten ve genel yargılarda bulunmaktan kaçınır, hayatında ihtiyat üzere davranır. Söz konusu doğal bilimler ise günümüzde bunun için en iyi metodolojik eğitimi veren yerler akademiler. Keza beşerî bilimler için de hem akademi hem de beşerin ait olduğu toplumun kendisidir. Fakat her şeyden ziyade bir âlimin rahle-i tedrisinden geçmek kişiyi âlim yapar. Tarihimizde çok değerli isimlerin olduğunu düşünüyorum. Fakat benim en çok etkilendiklerim: İbn-i Teymiyye, Gazali ve Esad Coşan. Üçü de hem şahsiyetleri, hem çalışma şekilleri, hem de ortaya koydukları eserlerle benim için her zaman hayretle okunacak ve ders çıkarılacak büyük âlimler. Halil İnalcık yakın bir zamanda vefat etti, günümüzün en değerli âlimlerinden biriydi.


 

Bu sualin daha sonraki nesiller tarafından cevaplanması gerekir
Mahmut Alpertunga Kara, Akademisyen, 45 yaşında

Herhangi bir sahada çok şey bilen kişilere âlim diyebiliriz. Kendi kültürümüze ait bir kelime olarak kullandığımızda kapsamı daraltmış olmakla beraber çağrışımlarını zenginleştirmiş oluruz. Bir dönem kelime genel anlamda kullanılmıştı ve bir fizikçi için “‘atom âlimi” denebiliyordu. Bugün bu anlamda bilgin, bilim adamı gibi kelimeler kullanılıyor ve âlim dendiği zaman daha çok kelimenin orijinal bağlamına göndermede bulunuluyor. Bu bağlamda âlim dinî ilimlerde veya din açısından faydalı ve hikmete muvafık sayılan ilimlerde derin bilgi sahibi kişidir diyebiliriz. Âlimin çok miktarda bilgiyi hıfzetmiş olmakla kalmayıp bir yandan geniş bir vukuf diğer yandan idrak sahibi olması gerekir. Âlim bilmekle kalmaz, bilgisini bir usul dâhilinde anlamlı bir bütün hâlinde ele alabilir, hayatla bağlantısını kurabilir, amel ve tekemmül için bir vasıta kılabilir. Aynı zamanda bilgisini işleyebilir; sorgulayabilir, geliştirebilir, değiştirebilir, bilgiden yeni bilgi elde edebilir. Mantıken zaruri olmayabilir ama esasen ilim başka insanlarla iletişim içinde geliştirilir, dolayısıyla bir sosyal ağ üzerinde yer alan âlim, başka insanlarla ilişki kurar ve bilgisini paylaşır. Bu ilişki bizzat olabileceği gibi, kitaplar vasıtasıyla da olabilir. Âlim bu ağ üzerinde bir istikametten bir şeyler alırken, diğer istikamete doğru bir şeyler verir. Âlim, kişilerin ilim ağına veya silsilesine erişebileceği herhangi bir yerde yetişebilirse de, klasik olarak medreselerde veya hususi mahallerde, başka âlimlerin rahle-i tedrisinde yetişir. Âlim denince İmam Gazali, İmam Matüridi, İmam Buhari, İbn Sina’yı zikredebilirim. İslam ilimleri devam etmektedir ve klasik kültürümüzün en azından bazı şubelerinin hiç değilse kısmen yaşamaya devam ettiği söylenebilir. Buna bakarak benzer şartların veya onların bugünkü devamı sayılabilecek şartların sağlanmasıyla yeni âlimler yetişebileceği veya yetişmiş bulunduğu söylenebilir. Diğer taraftan İslam medeniyetinin artık mevcut olmadığı, dolayısıyla günümüzde âlim aramanın anakronik olacağı da söylenebilir. Kanaatimce ilk görüş daha makuldür. Bu sualin daha sonraki nesiller tarafından cevaplanması gerekir. Bugün yapılabilecek yorumlar az çok indi ve ihtilaflı olacaktır.


 

Diliyle varlığa zarar vermeyen birey âlimdir
Adem Dönmez, Yazar, 32 yaşında

Günümüzde dünyanın herhangi bir yerindeki önemli ya da önemsiz tüm bilgilere saniyeler içerisinde sahip olabiliyoruz. Böyle bir zamanda âlim; çok kitap okuyana, çok konuşana, çok bilene veya envai çeşit diploma sahibi olana değil insani ahlaka sahip olabilene, her ne inanca sahip olursa olsun kalbinde zerre kadar kibir bulundurmayabilene ve isminin önünde uzayıp giden unvanlardan gururla bahsetmek yerine toplumun içinde bir birey olduğunu anlayabilen kişiye denir. Kendini tanıyan ve içinde yaşadığı topluma faydalı işler yapmak için gayret içerisinde olan; aklıyla, kalbiyle, bedeniyle veya diliyle varlığa zarar vermeyen birey, âlim olabilir. Memleketim Safranbolu’da evimizin yakınlarında bir bakkal vardı. O bakkalı işleten İsmail amca çocukluğumdan bugüne benim gözümde âlimdir. Çünkü mahallemizdeki başı derde düşenler onu bulurdu, gençler sorunlarını onunla paylaşırdı, yaşlılar onun yanında otururdu. Allah uzun ömürler versin, İsmail amca konuştuğu zaman güzel örnekler verir ve hep iyiyi, güzeli öğütler… Ne zaman yolum Safranbolu’ya düşse yanına gider, elini öperim. Hâlâ aynı ve hâlâ bir çocuk berraklığı ile okuyor…


 

Günümüzde âlim var mı bilmiyorum
Salih Topçu, Bilgisayar Mühendisi, 31 yaşında

Ben âlimi “yüce şahsiyet, sözü sorgulanmayacak kişi” konumuna yerleştirmiyorum. Sorumlu olduğu alanda bilgi, eylem, değerlendirme ve yönlendirme bütünlüğüne sahip olan kişiye âlim denir. Kendisine, hayata, insana, Allah’a ve yarattıklarına ve dahi bilgiye karşı doğru bir bakış açısı (tasavvur) geliştirmiş olmalıdır. Kur’an’ı, hayatı, insanı ve dünyayı okumasını iyi bilmelidir. Bunlardan birisi eksik olduğunda bilgisi de eksik olacaktır. Bilgiye ulaşma, bilgiden yeni bilgiler üretme ve bildikleriyle, sahip olduğu ilgi alanına uygun çözümleri üretme yetisine sahiptir. Bilgisini aktarması gerektiğinde, bunu, muhatabının algısına uygun şekilde yapar; yani aynı zamanda iletişimi iyidir. Yetkin olduğu alanda sorumluluk almaktan ve öncü olmaktan çekinmez. Âlim deyince aklıma ilk gelen isim İmam Ebu Hanife oluyor. Bilgi birikimini düşününce Zemahşerî, ilahi bilgi ile tıp bilgisini güzel bir şekilde kullanmasıyla İbn-i Sina… Dört halife döneminde Hz. Ali tam da âlimin özelliklerine uyuyor. Biraz daha yakın zamanlara geldiğimde Seyyid Kutub ismini söyleyebilirim. Günümüzde ise âlim var mı bilmiyorum ama yukarıda yaptığım tanıma uyan birisini ben henüz tanımıyor ve bunun ciddi anlamda sıkıntısını yaşıyorum. Bu sebeple kendi üzerimde daha büyük bir yükümlülük hissediyor, eksik kaldığımı düşündüğüm noktalarda bilgi birikimine ve samimiyetine güvendiğim kişilerin fikirlerini öğrenip ideal olanı bulmaya çalışıyorum.


 

Çağımızda kim âlim, tespit etmek oldukça zor
Rıdvan Kadir Yeşil, Ekonomi Editörü, 28 yaşında

Âlim denildiğinde akla gelen en kısa tanım, genellikle “layıkıyla bilen kişi” nitelemesinin etrafında şekillenir. Elbette bu tanımla, sıfatın kula nispet edildiği durumları kastediyoruz. Tanımın en dikkat çeken parçası ise bilme eyleminin “layıkıyla” olması koşulu. Buna göre âlim sıfatını haiz olan kişi, yalnızca bilmekle kalmayacak; bildiğinin farkında olacak ve bunu özü, hareketleri ve davranışlarıyla da kendisi dışındakilere belli edecektir. Kendisi dışındakilere diyoruz, çünkü ilim durağan hâldeyken değil, ancak hareket hâlindeyse sahibini âlim yapar. Bunu ilminin zekâtını vermekle de ilişkilendirebiliriz. Âlimin nerede yetiştiğinin ise bir ehemmiyeti yoktur. Bir medrese, tekke, üniversite, vakıf, dernek bile olabilir. Hatta örneğine çok az rastlansa da, kendi kendini yetiştirmiş bir âlim dahi tahayyül edebiliriz. Bu noktada ehemmiyet arz eden, mekân ayrımı gözetmeksizin, yalnızca kişinin ilim talep etmesidir. Zira kulun ilim talebi sürdükçe, Rabbin ilim arzı kesilmeyecektir. Âlim olarak niteleyebileceğimiz şahısların hangi alanda ilim tahsil ettikleri de ehemmiyet arz etmez. Bu minvalde dört büyük mezhebin imamlarını İslam âlimi, Ali Kuşçu’yu astronomi ve matematik âlimi, İbn-i Sina’yı tıp âlimi ya da İbn-i Haldun’u sosyoloji âlimi olarak kabul edebilir, bu örnekleri sayısız şekilde çoğaltabiliriz. Yaşadığımız çağda ise kimin âlim olarak nitelenebileceğini tespit etmek oldukça zor. Ancak şahsi kanaatime göre; ortaya koydukları edebî, fikri ve ilmî çalışmalarla düşünce dünyamıza yön veren; birçoğumuzun şair ya da mütefekkir olarak ismini andığı İsmet Özel ve Sezai Karakoç’un yanı sıra, felsefe alanında önemli eserler veren Teoman Duralı ve İhsan Fazlıoğlu gibi isimler, günümüzün âlimleri olarak nitelenebilir.


 

Âlim siyasi otoriteyle mesafeli olmalı
Yasemin Demir, Yapımcı, 38 yaşında

Âlim Arapça kökeni itibariyle bilen manasına geliyor, terim olaraksa Kur’an’ın ve İslami ilimlerin tamamına vâkıf, birkaçında da özel ihtisası bulunan Müslüman kimsedir. Âlim; Kur’an’ın tanımladığı şekliyle “ilimde derinleşen” (Ali İmran 7), Allah’ı hakkıyla tanıyan ve iman eden, her daim hakikatin peşinde olan kişidir. İçine doğduğu coğrafyayı her yönüyle tanıyan ve dışına çıkmayı başarabilmiş, çağının problemlerine vâkıf olan ve çözmeye gayret eden, çözüm önerisi olan, kadın erkek, zengin fakir, iktidar muhalif fark etmeksizin toplumu kucaklayan, yanlışa yanlış, doğruya doğru deme cesaretini gösteren, toplumuna örneklik teşkil edebilen kişidir. İlim ve hikmet dediğimiz doğruyu yanlıştan ayırabilme öngörüsüne sahip olmak, Arapça ve yabancı ilim kaynaklarına ulaşabilecek ikinci bir dili kullanabilmek, güncel fıkıh üretebilmek, adaletli ve merhametli olmak, hayatını ilme vakfetmiş olmak, hakikat arayışını bitirmemiş olmak, geçimini sağlayıp ve başkasının desteğine muhtaç olmamak, siyasi otoriteyle mesafeli olmak şeklinde sıralanabilir. Âlim ilim peşinde yetişir, bunun nerede olduğunun bir önemi yoktur; medresede, üniversitede, başka âlimlerin peşinde, kısaca ilmin ve ilmî disiplinin olduğu her yerde diyebiliriz. İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Şafii, Gazali, İbn Rüşd, Elmalılı Hamdi Yazır gibi isimler âlim deyince ilk aklıma gelenler… Günümüzde ise: Yusuf el-Karadavi, Muhammed Ali es-Sabuni, Muhammed Hamidullah, Abdülaziz Bayındır, siyasete bulaşmamış hâlleriyle Hayrettin Karaman ve Yaşar Nuri Öztürk…


 

Âlim kişi mütevazıdır
Havva Yüksel, Matematik Mühendisi, 25 yaşında

Bilen ve idrak eden, akıl veren ve anladığını aktaran kişidir âlim. Bence âlim kişi mütevazıdır. Hiçliği kabul eden ve hiçliğin içinde pişen, çevresini aydınlatan kişidir. Yolda olan, yolu anlayan-anlatan kişi… Bu sebeple âlim olacak kişi vakur, bilgili, hoşgörülü ve en önemlisi bilgisiyle karşısındakini ezmeyen insandır. Âlim kendini yetiştirir, araştırır, öğrenir. Doyamaz bilgiye çünkü bilginin Allah’tan geldiğine inanır ve ne kadar bilirse o kadar yok olur Yaratan’da. Ben âlimleri bilim adamı olarak görüyorum. Tek farkı bilim insanları deneyler ile bilgiyi bulurken, âlimler Allah’ı içselleştirerek ilmi bulur. Âlim deyince aklıma gelen ilk isim İbn-i Sina… Günümüzde ise âlim olduğuna maalesef inanmıyorum. Benim bildiğim doğrudur diyerek, enaniyet duygusuyla yaşayan insanlardan âlim olmaz.


 

Allah’a giden yol Muhammed Mustafa’dan(sas) geçer
Olcay Can Kaplan, Editör, 26 yaşında

El-Âlim esmasına mazhar olan kula denir. Yed-i tûlâ sahibi olmalıdır. Klasik devrimizde bir kişiye âlim denildiği vakit o kişinin birden fazla işte mahir olduğu anlaşılırdı. “Modern” dönemin hastalıklarından en mühimi “uzmanlaşma” belasıdır. Ne yazık ki “uzmanlaştıkça” bilgiçlerimizin sayısı arttı, âlimlerimizi ise kaybettik. Âlim olmak isteyen öncelikle Fahr-i Kâinat Efendimizi tanımalı. Unutulmamalıdır ki Allah’a giden yol Muhammed Mustafa’dan(sas) geçer. O sebeple bir kişiye âlim diyebilmek için Resulullah’a ne kadar yakîn olduğuna –büyükler- bakar, biz de eyvallah bu âlimdir, deriz… Âlim süluk (inisiyasyon) sonucu yetişir. Âlim olmak isteyen şahsi miracını yapmalıdır. Süluk ise kimi zaman tekkede kimi zaman medresede kimi zamansa bir mezarlık köşesinde gerçekleşir. Kimininki kırk yıl sürer kimininki kırk gün… Şeyh Galip merhumun ifadesiyle divan-ı ilahide ser-âmed olan Resulullah Efendimiz geliyor ilk olarak aklıma. Sırasıyla çihar yâr-i güzin efendilerimiz ve elbette yol başı olan bütün evliya-i kiram hazeratı âlimdir ki yüzyıllardır bu yolları takip eden zevat onların tasarruflarıyla ilim sahibi olabilmiştir. Maalesef o kadar ayrıştık ki herkes kendi şeyhini, hocasını âlim diye bir çırpıda söylüyor. Bendenize gelince çok şükür devrin medar-ı iftiharlarından birinin meclisinde bulundum, ondan kendi kabımca feyizleniyorum. Fakat ism-i cemillerini söylemeye mezun değilim.


 

Evreni anlamlandırma yolunda çabası olan herkes potansiyel âlimdir
Mine İşeri, Tüketici ve Pazar Araştırmaları Uzmanı, 37 yaşında

Her insanın hayatı boyunca dozu düşük ya da yüksek varoluş sancısı yaşadığını düşünürüm. Niye varım, amacım ne, neden bu dünyadayız gibi soruların kafasını meşgul etmediği, bu sorulara kendince cevaplar aramayan insan yoktur. İşte bu noktada gerçeğin peşine düşüp, insanı, evreni anlamlandırma yolunda çabası olan herkesin potansiyel âlim olduğunu düşünüyorum. Artık Ortaçağ ya da İlkçağ’da olduğu gibi fizik, matematik, teoloji, musiki, astroloji, geometri, epistemoloji, ontoloji gibi fiziksel ve metafiziksel alanları holistik bir bakış açısı ile kavramaya çalışan büyük üstatlar yok. Mesela İlkçağ öncesi dönemdeki doğa filozoflarını düşünün. Bugün her biri birer uzmanlık alanı olan bütün bir literatürü taramışlar ve kendi teorilerini kurmuşlar. Buradan yola çıkarak gerçek bir âlim olmanın en önemli özelliğinin -bugün çok zor olsa da- her şeyin birbiri ile ilintili olduğu bu evrende, İlkçağ’daki bu holistik bakış açısına sahip olmak olduğunu söyleyebilirim. Lisans tezimde 17. yüzyılda Osmanlı dönemine dair incelemeler yaparken Kâtip Çelebi’nin eserlerini okudum. Asıl işi Osmanlı Sarayı’nda defterdarlık, hiçbir medrese eğitimi de yok ve bu zat Cihannüma olarak bildiğimiz dünyanın ilk atlasını yazan kişi. Eserlerinin bazılarında devlet adamlarının, bürokratlarının matematik, geometri vb. türden akli ilimlerle ilgilenmek zorunda olduklarını fazlaca vurgulayan -ve benim kriterlerime göre gerçek- bir âlim. Bütün akli ve nakli ilimler birikimini sadece kişisel merakından ediniyor. Dolayısıyla âlimin yetişmesinin belli bir mekândan, kurumdan, çevreden bağımsız olduğu fikrindeyim. İlkçağ’da Sokrates, Platon, Aristo gibi isimler büyük âlimlerdir. Bizim nedense bir türlü sahiplenmediğimiz ama Fransa’da adına enstitü kurulan İbn-i Sina büyük bir âlimdir. Facebook’un kurucusu olan Zuckenberg’in okunması gereken 20 kitap listesinde, İbn Haldun’un Mukaddimesi ilk sırada yer alır. O da büyük bir âlimdir. Kendi alanlarında çok başarılı insanlar var elbet ama günümüz ve bu ülke özelinde düşündüğümde farklı disiplinleri üzerinde ciddi anlamda çalıştıkları için Dücane Cündioğlu ve Gündüz Vassaf aklıma gelen ilk iki isim.


 

Âlim üniversitede yetişmeli, medrese ikinci okul olabilir
Saleh Ayyad, Gazeteci, 30 yaşında

Din ve dünya arasında ilişkileri iyice bilen, anlatabilen din adamlarına âlim denir. Çünkü din Allah’ın dünyadaki hayatımızı düzenlediği bir kanundur. Dolayısıyla âlim din kurallarına hâkim, günlük yaşamın içinde, bilimsel ve sosyal bilimlerin ana meselelerini bilen ve hüküm verebilen bir kişi olmalıdır. Üniversitede yetişip, bilimsel bir eğitim alması gerekir. Medrese ikinci okul olabilir. Âlim deyince eskilerden aklıma Muhammed Gazali, Muhammad Mütvellî eş-Şa’ravî geliyor. Günümüzde ise Yusuf el-Karadavi ve Bessam Cerrar âlimdir diyebilirim.