Yemeğin grameri- Nihal özdemir

Hayatımızın büyük bir bölümünü yemek kaplıyor. Kimine göre bu, bir işgal kimine göre ise hayatı yemeklerden ibaret gören bir yaşam tarzı.
Yemek yemeyi sevenler için hayatın tadını yiyeceklerden çıkarmak sorun değil. Peki yemek yiyemeyen insanlar ne yapacak bu yeni yaşam tarzında?
Ya da yiyecek bir şeyler bulamayan insanlar ne yapacak?
Resimlere bakıp doysunlar diye düşünenler olabilir. Komşuda pişip bize düşmüyor ama Instagram’a yüklenen yemek fotoğraflarını “ikram” edenlerin/ettiğini sananların sayısı hızla artıyor.
Instagram’a yüklenen yemek fotoğraflarının durumu biraz karışık esasında. Kimisi yemek isteyip de yiyemediklerini fotoğraflıyor kimisi ben bunları yedim, demek için.
Ne olursa olsun yemek hayatımızın en önemli paylaşım anı. İster fotoğrafını paylaşalım isterse bir sofranın etrafında aile/dost muhabbetini… Geleneksel yeme içme adapları da “paylaşma” ortamına göre değişiyor.
Geleneksel kültürde sofradaki en yaşlı kişinin yemeğe başlanması beklenirken, post modern dünyada yemeğe başlamak için o yemeğin Instagram’da fotoğrafının paylaşılması gerekiyor.
Geleneksel kültürde sofrayı kiminle paylaştığımız, yemeğimizi kime ikram ettiğimiz önemli iken Instagram kültüründe başrol yemeğin. Hatta fotoğrafta yemeğe verilen başrol üzerinden yeni bir meslek türemiş vaziyette. Ne ile meşgulsün sorusuna foodgrammer cevabını verebiliyor bazıları.
Modern hayatın içinde yalnız başına yemek yemek zorunda kalan insanlar, yedikleri yemeği paylaşarak, yalnızlıklarına çare arıyor. Yalnızlıklarından kurtulmak için sanal bir şeyden, bir hashtag’den medet umuyorlar: #foodgrammer. Yalnızlıktan kurtulmak için oynadıkları bu oyuna foodgrammercilik diyebiliriz.
Foodgrammercilikte sofrayı kiminle paylaştığınızdan çok, ne yediğiniz daha önemli, çünkü kameranın odaklandığı şey yemek. Bu durum, birçok insanı da dertten kurtarıyor. Mesela arkadaşınız sizin fotoğrafınızı çekip Instagram’da paylaşacak diye özel bir çaba sarf etmenize gerek yok, öte yandan arkadaşınız da sizin kaprisinizi çekmek zorunda değil. Tek başına yemek yemeyi bir zevk hâline getirse de bizi yemek yemeye saplantılı hâle getirerek, obeziteyi de pekiştiriyor foodgrammercilik. Neden bu kadar yaygın olduğu düşündürücü aslında. Milyarlarca insanın yaşadığı dünyamızda kendimizi yalnız hissetmek imkânsız gibi gelse de günlük hayatta hepimizin yaşadığı bir sorun, yalnızlık. Yemek ise dünyada izah gerektirmeyen tek şey. Yemek, farklı kültürel çevrelerden gelen insanları ortak paydada buluşturduğu için, aramızdaki iletişimi pekiştirdiği için bu kadar yaygın foodgrammercilik. Gurbette olan için aileye duyulan özlemi bastırmaya çare, diyet yapan için kaçamak yiyeceklerden kendini sakınmaya yardımcı, geze geze para kazanmak isteyen, mesleğinden memnun olmayan insanlar içinse ekmek teknesi (foodgrammercilik için mimarlığı bırakan Li-Chi Pan örneği var) olma niteliği taşıyor Instagram/foodgramercilik.
Diğer taraftan, yemeyi ne bir işgal ne de bir gaye olarak gören bense yemek fotoğrafı gördüğüm zaman, ben neden aynısını yapmayayım, diyorum. Beğendiğim yemeği yapmak için malzeme almaya gidiyorum. Hiç almadığım, hiç görmediğim şeyleri satın alıyorum bir fotoğraf karesi için. Yemeğin aynısını yapmaya girişiyorum. Fakat sonuç, paylaşılan fotoğrafların aksine hiç iç açıcı olmuyor. Yalnızlığa terk edilmiş bir yemek, bir daha kullanılmamak üzere rafa kaldırılan malzemeler ve hayal kırıklığına uğramış bir insan, paylaşılmaya değmeyecek bir fotoğraf karesi kalıyor bu tecrübeden geriye. Fotoğraf karesinin tek öznesi yemek olsa da sunduğumuz şey, yemekten ibaret değil. Yemeğimizi tek başına sunmuyoruz çünkü ve her yediğimiz, kim olduğumuza dair bir ipucu veriyor karşımızdakine. Yani yemek paylaşırken, bir nevi kendimizi de ortaya koymuş oluyoruz. Foodgrammercilik işte bu yüzden sadece yemek sunumundan ibaret değil, benliğimizin sunumunu da şekillendiriyor.