Nihayet Mutfak

İsmi ziyan yemekler

Mutfağımız derya deniz, ülkenin her tarafında pişirilen yüzlerce nefis yemek çeşidi var. Tatlısından tuzlusuna, ana yemeğinden ara sıcağına midemizi bu kadar mutlu eden bir mutfakta bazen anlamını konumlandıramadığız, ismimi söylerken donakaldığımız yemekler de çıkıyor karşımıza. Kimi yemeklerin içli ve güzel hikâyesi var, diğer taraftan öyle yemek isimleri var ki akıllara ziyan nitelikte. Haliyle yemeğe de ziyan…

Bahsettiğimiz yemekler, bilhassa dışarıda yemek yiyeceğimizde ya da sipariş verdiğimizde bir anlık duraksamayla yüzümüzü kızartacak cinsten isimlere sahip. Bazıları, yerel söylemlerin kelimeleri büktüğü, yepyeni anlamlar kazandırdığı; bazılarıysa yemeğin yapılış tarzından dolayı ortaya çıkmış isimler. Ancak hikâyesi ne olursa olsun, bazı yemek isimlerini telaffuz ederken aile ortamında ölümcül sessizlik oluşuyor. Yani karşınızdakini şöyle bir şaşırtma, söyledikten sonra pişman olma, yemeğe bu ismi verene hayret etme durumuna geçebilirsiniz. Ama haklısınız. Kim bir salataya ‘Köpoğlu’ der ki? Ya da ‘Gavurdağı’?

Dillere pelesenk olmuş yemek isimleri birkaç taneyle sınırlı değil. Onlarca yüz kızartan yemek ismi var. Kısır mesela; bulgur salça ve nar ekşisinin muhteşem birlikteliğidir. Ama ismi beddua gibi gelir kulağa. Kavgada söylenmeyecek bir kelime, altın günlerinin favori yemeği olarak dilimizde.

Buna benzer çok örnek var, fakat konunun benim için önemli olan kısmı, kadınlarla ilgili olan tarafı. Mart ayının kadınları bir günlüğüne yücelten gündemi içinde şu yemek isimleri üzerinde de düşünmemiz gerekmiyor mu? Kadınbudu, hanımgöbeği, dilberdudağı, analıkızlı, dulavrat çorbası…

Yengen; bir tost çeşidi, mesela. Akrabaları bu işe karıştırmadan isim verme işini halletsek daha iyi olurdu aslında. Yaratıcılık desek değil. Teşbih desek değil. Böyle isimler bu kadarla da kalmıyor.

Akraba yetmemiş, ailenin içine girmişiz. Birisi büyük, birisi küçükmüş. Şu hamur topçuklarından oluşan yemeğe neden analıkızlı demişler, ayrı bir tartışmanın konusu. İrili ufaklı denseydi, olmaz mıydı?

Oysa nimetle şaka olmaz deriz. Yere düşen ekmeği kaldırırken tövbe ederiz, üç kere öper sonra alnımıza koyarız. Yemeğe saygı, sadece düşürmekten ve çöpe dökmekten imtina etmekten ibaret mi? Yemek, nimettir; bolluğu da kıtlığı da Allah’tandır, kullarına imtihan vesilesidir. Nimetle dalga geçilemeyeceği gerçeği de hassas olmamız gereken durumlardan. Lezzetini dahi bu incelikle sorgulamamız gerekirken tuhaf isimlerle onları adlandırmamız sizce de şaşırtıcı değil mi?

Bu isimler kullanıldığı, restoran menülerinde alenen yazıldığı müddetçe, garsona ne istediğinizi söylediğinizde garsonun gözlerinde oluşan ifadesizlik sizin suçunuz değil. Tabii bu itirazımıza şöyle bir espriyle yaklaşmak isterseniz de siz bilirsiniz:

Bu yemeklerin isimlerini terbiyeli köfte, terbiyeli çorba, terbiyeli tatlı olarak değiştirelim; hepimizin kafası rahat olsun. Hatta Alinazik kebabındaki nazik ifadesini birçok yemeğin başına ya da sonuna uygulayalım, sorun çözülmüş olsun.

Yemek isimleri “genel ahlak” sınavını geçer mi?

Şıllık Tatlısı, Dilber Dudağı, Hanım Göbeği, Kadın Budu, dulavrat çorbası, Ayşekadın fasulye, sütlü Nuriye…

Bu yemek ve tatlı isimleri, geçtiğimiz yıllarda yasa maddesiyle yasaklanacağı konuşulan yemek isimlerinden bazıları idi. Halk arasında kullanımda olan bu tür isimlerin ‘genel ahlaka’ uygun bulunmaması halinde yasaklanması gündemdeydi. TBMM’ye gönderilen Geleneksel Ürünlerin Korunması Kanun Tasarısı’na göre ürünler, geleneksel dille de tescil edilebilecekti. Coğrafi işaretin veya geleneksel özellikli ürün adının tescili için yetkili merci Türk Patent Enstitüsü olacak; tesciller Resmi Marka Gazetesi‘nde yayınlanacaktı. Ancak ürün ve yemek isimleri ‘genel ahlaka’ aykırı olamayacaktı. Bu çalışma şimdi hangi sayfalar arasında sünmekte bilemiyoruz.