Yaratıcılığı Kutlarken: Bradford Edebiyat Festivali

Shems Friedlander

Sözden Kitaba
2017 Bradford Edebiyat Festivali’ne katılmam istendiğinde yazı sanatına tekrar bir göz attım, kalem ve çizgili sarı kâğıt kullanarak beni edebî bir farkındalık alanına götüren bazı notlar çiziktirdim ve bir araya gelmenin temel manasına dair bazı düşünceleri açmamı sağlayan bir liste oluşturdum.
Kütüphanemdeki kitapları karıştırdım, Platon’un Sokrates ile Phaedrus arasındaki, hakikatin iletilmesinde konuşmanın mı yoksa yazmanın mı üstün olduğuna dair diyaloğunu buldum. Theuth, yazının icadının atfedildiği eski Mısır tanrısı, “tanrıların kâtibi” Thoth idi. Aşağıdaki hikmet dolu sohbet Sokrates ve Phaedrus’un konuşmasından bir parçadır.
Sokrates konuşuyor: “Theuth, Yukarı Mısır’da yaşayan Kral Thamus’a geldi ve ona yazıyı da içeren icatlarını sundu. ‘İşte, Mısırlıların hem bilgeliğini hem de hafızasını artıracak bir başarı, kralım. Hafıza ve bilgelik için kesin bir tarif keşfettim.’ Kral yanıtladı; ‘Theuth, mucitlerimin ustası, bir sanatın mucidi, icadın uygulayanlara fayda mı zarar mı getireceğini tayin edecek en doğru kişi değildir. Yazı sanatının babası olarak sen, icadına olan muhabbetin yüzünden onun gerçek işlevinin farkında değilsin.
Yazı yazma ilmine sahip olanlar, hafızalarını kullanmayı bırakacak ve unutkan olacaklar; bir şeyleri hatırlamak için kendi iç kaynakları yerine harici işaretlere güvenecekler. Keşfettiğin şey hafıza için değil hatırlamak için bir reçete. Bilgeliğe gelince, senin öğrencilerin yazıdan dolayı hak etmedikleri bir ün kazanacaklardır: doğru taliminden habersiz oldukları bir yığın bilgiye sahip olacaklar ve sonuç olarak çoğunlukla cahil olmalarına rağmen çok bilgili olduklarını düşüneceklerdir. Ve gerçek irfan yerine irfan zannının kibrine sahip olduklarından topluma yük olacaklardır.’”
El yazısı parşömen tomarları el yazma kitap şekline girdi (kitap gibi bağlandı) ve daha sonra kitap hâline geldi.
Yüksek sesle okundu.
Kelimeler arasında boşluk yoktu, duyulduğu gibi yazılıyordu, noktalama işaretleri yoktu.
Hiçbir kural yoktu.
Beyin bir bulmaca çözüyordu.
Yazı, heceler dinlenerek deşifre ediliyordu.
Kültür hâlâ sözlü bir geleneğe dayanıyordu.
On üçüncü yüzyılda scriptura continua (boşluksuz yazı) eskidi.
Noktalama işaretleri tanıtıldı, kelime ve cümlelerin ayrımı yapıldı.
Okuma eylemi, metnin kendisi kadar anlamın yorumlanması için de derin konsantrasyon, odaklanma ve çözümleme gerekliliğini ortaya çıkardı.
Kâtiplere kitaplar dikte ettirildi.
İçerik sınırlıydı. Göz alıcı rüyalar veya erotik şiir yoktu.
Sonra sessiz kitap okuma yaygınlaştı. Üniversiteler bireysel okumayı öne çıkardı.
Kütüphane mimarisi değişti. Özel okuma mekânları sessiz okuma için açık alanlar hâline geldi.
Bilginin gelişimi, her okuyucunun, diğer yazarlar veya düşünürler tarafından iletilen fikirleri kişisel bir kanaate dönüştürdükleri kişisel bir eylem hâline geldi.
1445, Gutenberg kitap üretimini otomatikleştirdi. Kitap artık sadece birkaç seçkin için değil, tüm insanlara açıktı. Matbaa, değişimin bir aracısı oldu.
1501 Octavio formatı (bildiğimiz kitap), büyük yaprak baskının yerini aldı. Artık bir kitap sahibi olmak daha kolaydı.
Saatin, cep saati ve kol saati şeklinde minyatürize edilmesi, herkesin zamanın farkında olmasını sağladı. Minyatürleştirilmiş kitap da, günlük hayatın bir parçası oldu.
15. yüzyılda, tipo baskı ile seri hâlde kitaplar, süreli yayınlar, gazeteler ve bilimsel dergiler basılıyordu.
1883 yılında, Samuel Clemens (Mark Twain), daktiloda yazılmış ilk kitap olan 654 sayfalık Mississippi’de Yaşam başlıklı anılarını yazdı. Başka bir seferde, Twain deri ciltli defterlere bir dolma kalemle yazdı ve daha sonra kitaplarını dikte ettirdi.
Nobel ödüllü Gabriel Garcia Marquez, romanlarını, çizgili sayfaları olan siyah beyaz kapaklı bir okul defterine elle yazdı.
1970’lerde Stephen King, Waterman dolma kaleminin daha işlevsel olduğunu iddia etmesine rağmen bir kelime işlemcisi kullanarak bir roman yazdı.
J.K. Rowling, Harry Potter serisini tükenmez kalemle dosya kâğıtlarına yazdı.
2006’da, Fransız ressam Monet’den aldığı müstear isimle ve yakın zamanlarda evlenen, üniversite terk bir Japon olan Mone, on dokuz gün içinde Ebedî Rüya’yı yazdı. Cep telefonuyla yazılan ilk romandı ve daha sonra 2007’de Japonya’da en çok satan romanlardan biri hâline gelen bir kitap olarak yayınlandı.
Ve elektronik kitap, Kindle geldi.

Ve Bradford…
Üç yıl önce, 2014’te Bradford Pakistan Topluluğu’ndan şiiri ve kitapları seven iki kadın, bir zamanlar yün fabrikaları ve ambarları ile ünlü bir Yorkshire üniversite şehrinde “halk” edebiyat festivali organize etmek için bir girişim başlattı. “Bir sığınak şehir” olan Bradford, dalgıçlık yapan bir nüfusa sahip ve bugün İngiltere’deki Suriyeli mültecilerin yarısından fazlasına ev sahipliği yapıyor. Siyahlar ve etnik azınlık sakinlerinin büyük bir kısmı bu her şeyi muhtevi edebiyat faaliyetinin kurucuları sayesinde kültürel bir canlanmaya şahitlik ediyor.
Syima Aslam ve Irna Qureshi çizgi roman kahramanları, Bronte, Jane Austen, tarih, suç yazma atölyeleri, ilişkiler, dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Peter Sanders’le fotoğraf sanatı dersleri, tasavvuf söyleşileri, Rumi ve Hafız şiiri, İranlı Zahra Taheri’nin kadınların İslam’daki rolü çalışması, psikoloji konferansları, yazarlar tarafından yapılan renkli atölyeler ve eserlerini tutkulu izleyicilere okuyan şairlerle on günlük bir yaz edebiyat festivali hazırladılar.
Ebeveynler, bütün dünyaya sevgi mesajı taşıyan Hindistan’dan Sufi Seyid Salman Çişti’nin, Joanna Trollope’un ve Germaine Greer’ın konuşmalarına, konferanslarına katılma şansı yakaladılar. Ayrıca Galler’de bir dağın yamacında inzivada yaşayan tarihçi ve şair Ron Greaves’la mistik bir şiir yolculuğuna çıktılar.
Şehir parkının merkezinde katılımcı yazarların kitaplarının satıldığı portatif Waterstones kitapçısında kahveler yudumlandı ve burası katılımcılarla sunum yapanların karşılaştığı ve söz sanatı üzerine doğaçlama konuşmaların gerçekleştiği bir mekâna dönüştü.
Bradford Festivali’ne 400 yazarın katıldığı ve Temmuz ayında on güne yayılan 300 etkinliğin yapıldığı duyuruldu. Ayrıca her yaştan çocuk için Harry Potter temalı faaliyetlerin düzenlendiği, kostümlü aktörler, canlı baykuşlar ve açık havada Harry Potter ve Sırlar Odası film gösteriminin gerçekleştiği tam bir gün ayrıldı.
Edebiyatla dolu dolu on gün ve gece, Pakistanlı müzisyen Nadeem Abbas’ın Alhambra Tiyatrosu’nda gerçekleştirdiği büyük bir tasavvuf konseriyle sona erdi.
Eş başkan Syima Aslam festival hakkında şunları söyledi: “Bradford Edebiyat Festivali, yaratıcılığın kutlandığı bir mekân olmasının yanı sıra kentin kültürel bir mekân olarak şöhretine katkıda bulunan, entelektüel açıdan seçkin bir festivaldir.
Edebiyat sevgisinden güç alıyoruz, ancak çok satan yazarları kovalayan bir festival değil bu, daha çok çağdaş Britanya’yı ve dünyayı etkileyen sorunlara ve ihtiyaçlara, okuyan bir neslin ortaya çıkmasını sağlamak kadar İslam’daki kadının durumuna da hitap eden bir festival.” (Tercüme: İsmailcan Aydın)