Ol’an: Ömer Lekesiz

ev

Hiçbir ev, sadece bir evden ibaret değildir.
İnşa malzemeleriyle belli ölçülerde çevrelenerek kullanıma açılmış bir boşluk olarak ev, içine onlarca hayatın doldurulduğu yerdir.
Örneğin, şu evde ilk ağıdı yankılanan çocukların sevincini kaç kişi paylaşmıştır?
Ya da ince hastalıklara tutulup, nefesleri bir göğekin gibi biçilen delikanlıların acılarını…
Kaç gelin, göz incilerini uzak seferlere çıkmış koç yiğitlerinin yollarına dizmiştir şu pencerelerden?
Kaç ihtiyar, ahirete uğurladığı dostlarının silüetlerini devşirmiştir gıcırdayan kapılarının aralığından?
Fotoğraf sadece evi gösterir.
O evin bir evden daha fazlası olduğunu bilmek, görmeyi bilenin işidir.
Hem mimari dediğimiz şey, bir metafordan ibaret değil midir?

 

 

 


 

tuz

Yezd!
Nietzsche’nin hiç görmediği hâlde, felsefesinin en has kelimelerini hasat ettiği toprak!
Toprak, evet! Şehirden söz etmiyoruz çünkü, burada toprağa düşen, topraktan evlerde yaşıyor, ölünce yine toprağa serpiliyor parça parça; hangi sır üzere gelmişse, aynen öyle.
Zerdüşt de bu sadelikten devşirebildiği kelimeleri doldurabilmişti zaten Zend Avesta zarfına.
Tepenin üzerinde gördüğünüz, ölü bedenlerin içine bırakıldığı “Sessizlik Kulesi” yüzünden anlaşamıyorum sadece kendisiyle.
Çünkü, o ad bende “Gözyaşı Kulesi” şeklinde yerleşik bulunuyor.
Hem değirmenci hem değirmen olan kuşların gagalarında oradan toprağa serpilen bedenlerin hâline “gözyaşı” kelimesi sanki daha çok yakışıyor.
Nietzsche’nin, saatler boyunca konuştuğu Zerdüşt’ü anlayamayışının nedeni de burada yatıyor sanki.
Nietzsche, insanın öldüğüne inanıyor.
Zerdüşt ise, ölenin çiçeklenmeye hazır bir tomurcuk olduğuna…

 

Devamı Nihayet Dergi’nin 32.sayısında…