Mustafa Kutlu: Vicdan

Onunla yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Öyle ki gün yirmi dört saat bize yetmezdi.
Bir küçük taşra kentinde çocuktuk. Kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapıyor, tüm geleneksel çocuk oyunlarını deniyorduk.
İkimiz de mahalle takımında idik. Onun boyu oldukça kısa ve cüssesi küçük olduğundan zaman zaman kadroya alınmaması gerektiği tartışılır; ben hemen karşı çıkardım. Bir kere çok süratli idi. Acayip çalımları vardı. Gerçi topa vurduğunda güçsüzlüğü yüzünden top yerini bulmuyordu, ama verkaçlarda üzerine yoktu. Ona her hususta arka çıkardım. Fakirdiler. Üstü başı dökülüyordu. Gerçi o yıllarda birbirimizden pek farkımız yoktu ama, onun babası da yoktu. İkindi üzeri oyundan kopamayıp ancak epeyce de acıktığımızda; bir ara eve koşar, pekmezli ekmek dürümü yapar, mutlaka ona da getirirdim. Çok mahir olduğu alanlar vardı. Mesela erik hırsızlığına çıktığımızda ağacın en ince ve yüksek dallarına o çıkar, meyvelerin en olgununu o toplardı. Kışın etrafı kar kapladığında buğusu üzerinde gübre yığınlarına at kılından yapıp kurduğumuz kuş tuzaklarını kimse ondan iyi kuramazdı. Çok iyi türkü söyler, ıslık çalardı.

Devamı Nihayet Temmuz/Haziran sayısında…