Her Akşam Trafikte İki Doz Gülmece

Her Akşam Trafikte İki Doz Gülmece

Süveyda Aktürk

Sabah ve akşam olmak üzere günde iki doz ama mutlaka maruz kaldığım şamata yeniden başladı. Aynı yolu her gün paylaştığım ama aynı istikamette olup olmadığımızı sorguladığım yol arkadaşlarım onlar. Gülüyorlar… Neden peki? İzledikleri şey ‘bu kadar’ komik olabilir mi? Sabahın erken saatlerinde ellerindeki ekrandan aldıkları hayat sırrı mı veriyor onlara bu enerjiyi? Yoksa rüyalarına mı kavuştular erkenden? Ondan mı bu bayılasıya gülüşler? Ya akşamları? Zihnimde ve kalbimde taşıdığım onca yük omuzlarımı ezerken ve ben trafikte kendimi kapana kısılmış gibi hissedip içimde gittikçe büyüyen çılgın bir çığlığı bastırmaya çalışırken, onlar nasıl ve neden böyle gülebiliyorlar? Hâlbuki aynı yaştayız biz. Hatta içlerinden biri benden epeyce büyük. Kuşak farkı yaşa bağlı değil o halde. İzlediklerimiz ve dinlediklerimiz mi bu farkı fersah fersah açan? Ben kuşağıma yabancıyım kabul,  peki ya gülmelere? Zannetmeyin ki ben ömrünce gülmemiş ve de gülmeyecek biriyim. Benim de hayatım gülmelere adanmış. Ama buradaki ‘bu’ gülmeye yabancıyım. İçimde her yıl saçları biraz daha kırlaşan lise öğretmeni, burnunun ucuna gelmiş gözlüğünün üstünden bakarak parmak sallıyor onlara “Evladım, komik bir şey varsa anlatın biz de gülelim!”

İçlerindeki elektrik iyice dozunu artırdı, histeriye mi tutuldular acaba? Yoksa biri, nitrous oxide- gülme gazı mı bıraktı aralarına? Kulaklarıma kadar gelen sesse güldükleri, inanın hiç komik değil! Hayır, kıskanmıyorum bu cennet müjdesi almışçasına gülmeleri. Anlamak istiyorum sadece, insan neye güler? İki koltuk mesafesindeler altı üstü ama gülüşleri aramıza koskoca bir zaman dilimi koyuyor sanki. Otuz saniye koyuyorlar gülmelerinin arasına. Şimdi boşluktayken, gözümü kapatıp diğer 30 saniyeyi saymaya başlıyorum. Kemerlerimizi bağlıyor, koltuğumuzu dik ve masamızı kapalı konuma getiriyoruz. Bir, iki… yirmi dokuz… Artçıya hazırım…

Aynı ortamda olduğunuz halde dâhil ol(a)madığınız gülmeler, insana sessiz bir ortamda yenilen salatalık sesini duyuyormuş gibi bir his veriyor. Şimdi kendi aralarında gülmeyi bıraktılar, gülmelerini sosyal medyaya yükledikleri video ile hiç tanımadıkları ya da fiziki anlamda onlardan uzak olanlarla paylaşıyorlar. Oysa ben bir nefes kadar yakınlarındaydım. Keşke benimle paylaşsalardı. Güldüler, güldüler, güldüler… Sandım ki dünyada bir daha kimse mutlu olamayacak, kimse bir daha gülemeyecek, öylesine emdiler tüm gülüşleri… Gülüşleri üstüme yapışmıştı artık. İzledikleri şeyi bulmak, en azından neye güldüklerini anlamaya çalışmak istiyordum. Nitekim buldum, daha doğrusu bir sihirbazın şapkası olan internetten ‘çıkardım’. Meğer kendini ‘öteki’  kimliği üzerine kurgulayan, cinsel ‘kimliğini’ öne çıkararak ünlü olmayı amaçlayan ve bunu ‘başaran’, insanların ‘katıla katıla’, ‘yarıla yarıla’ güldükleri bir ‘fenomenin’ videolarıymış güldükleri, sabah akşam. Nasıl rahatladım bilemezsiniz, üzerimdeki bulutlar dağıldı birden. Çünkü ben bir sır bulduklarına, aynanın ardındaki hakikate eriştiklerine o kadar inanmıştım ki…

Katarsis kuramı üzerinden geliştirdikleri bir gülme mi içine düştükleri? Yani onlar gibi olmadığı için mi gülüyorlar ‘fenomene’? Yoksa sadece birlikte oldukları için kolektif bir gülmeye mi tutuluyorlar? Ya da her şeyde, her seste aradıkları gülmeye mi denk geliyor bu videolar? D. Hiçbiri? E. Hepsi? Artık neye güldüklerini bildiğime göre ben de onların güldükleri şeyin komik olmayışına gülüp, bu grubun parçası olabilirim. O halde diğer gülmeyi yakalamalıyım. Gözlerimi kapatıp 30’dan geriye saymaya başlıyorum. 29…28… 3…2..1.