Bu taşı nereye atacağız?

M. Furkan Özdil

 

Yüksek lisans eğitimi için geldiğim, Belçika’nın en eski üniversitesine ev sahipliği yapan Leuven’de, tevafuk sonucu çocukluk arkadaşım K.’nin olduğunu öğrendim ve gurbete karşı antibiyotik önlemleri beraber almaya başladık. Gurbette en önemli meselelerden biri, yeni geldiğin şehrin ve hayatın kurallarını öğrenerek işleyişini çözmek ve adaptasyon sürecini bir an önce aşıp gündelik hayattan keyif almaya başlamak. Yeni ülkede karşılaşılan dil bariyerinin yanı sıra şehrin kurallarının ve günlük işleyişin, yaşantının doğal akışı içinde kolaylıkla öğrenilemiyor olması, meseleyi daha da çetrefilli hâle getiriyor. Ama önceden göçmüş/gelmiş bir “hemşehrinin” yardımı yetişiyor imdada ve adaptasyon sürecini kolaylaştırıp hızlandırıyor.

K. ile ilk buluşmamızda yanımda kâğıt kalem ile gitmiş; çayı, kahveyi nerede içebileceğim, market alışverişini en ucuza nasıl ve nereden halledebileceğim, hangi çöpü hangi poşete hangi gün ve nasıl atmam gerektiği gibi konulara dair uzun bir liste ile eve dönmüştüm. Belçika’ya geldiğim senenin sonlarında artık adaptasyon sürecini tamamlamış, kendimi şehrin doğal sakinlerinden biri olarak hissederken, karşıma çıkan bir taş beni allak bullak etti.
K. ile eşi akademik yılı bitirmiş, Amerika’da devam edecek eğitimleri için gelecek akademik yılı geçirmek üzere evlerini boşaltıyorlardı. Öğrenci dayanışması gereği, istediğim eşyaları kendim için seçerek almak üzere ilk ben davet edilmiştim eve. Geri kalanların bir kısmı geri dönüşüme, bir kısmı ikinci elcilerin eşya toplama konteynırlarına gidiyor ve ev sahibinin isteği üzerine ev teslim alındığı gibi bomboş hâlde teslim edilmek üzere hazırlanıyordu. Benim için hâlâ en çetrefilli husus olan çöplerin ayrılması ve düzenlenmesi konusu, evden taşınırken birçok öğrencinin de gündeminde listenin en yukarılarında yer buluyor kendine. Nitekim bizde de öyle oldu. K. ile eşinin hangi çöpü nereye attıklarını birbirlerine söylemelerini, bir sonraki nesnenin nereye nasıl atılabileceğine dair fikirler ve çözümler bularak birbirleri ile paylaşmalarını ben de heyecanla takip ediyordum ve çöpün gündemimizde bu kadar önemli yer bulabiliyor olması beni her seferinde şaşırtıyordu.
Bütün bu evi taşıma meselesi, kıyafetleri bavullara yerleştirme, taşınacak eşyaları paketlenme ve kitapları kolileme sürecinde yaklaşık 15x20x6 boyutlarında bir taş, salonun köşesinde durmuş, bütün bu işleyişe şahitlik ediyor ve

K., kapının hemen önündeki bu taşı her fark edişinde, “Bunu ne yapacağız ya, nereye atacağız?” diye hayıflanıyordu. K. ve eşi, Belçika’daki ikinci yıllarını doldurmuşlardı, bense ilk yılımı devirmek üzereydim, ancak hiçbirimiz beton taşların çöp olarak nereye atılacağını bilmiyorduk. Kâğıt atıklar için ayrı karton kutular, plastik çöpler için farklı renkte çöp poşetleri ve genel atıklar için farklı renk ve şekilde poşetler vardı ve her atık için belirlenmiş farklı günleri öğrenmiştik. Ancak beton bir taş ile nasıl başa çıkılacağı, ne yapılacağı konusunda hiçbir fikrimiz yoktu. Ama Türkiye’den ayrılalı çok vakit olmamıştı; sistemin açığını bulma ve kendi çözümünü sisteme entegre etme meziyetlerim henüz tazeydi. Dolayısıyla dahiyane çözüm önerim hazırdı: “Abi ne olacak? Gece çıkar bir köşeye bırakır gelirsin. Kim görecek?”

K. şaşırmış görünmüyordu, çünkü benzer bir çözüm onun da damarlarından aklına iletilmişti, ancak bunu itiraf etmeye henüz hazır değildi sanıyorum. Başka bir çözüm yöntemi bulamayınca son çarenin taşı bir kenara terk etmek olduğunda hemfikir olup toparlanmaya devam ettiler.
Hasılı, K. evindeki kapının çarpmaması ve balkona çıkıp gelirken kapının açık kalması için bulduğu kolay çözümün bir parçası olan taşı bir gece yarısı kimseciklerin görmeyeceği bir yerde, evinin bulunduğu sokağın köşesindeki çimenliğin kenarında kaderine terk etti. Onlar ayrıldıktan sonra ne zaman sokaklarının yakınından geçsem taşın yerini koruyup korumadığını kontrol ettim ve uzunca bir süre Kemal’in taşını, muhafaza ettiği yerinde selamladım.

Bir süre sonra; “Sanırım bu taş buradaki varlığını sonsuza dek sürdürecek. Belediye çalışanları, o taşın orada bulunuyor olmasını, bilmedikleri bir sebebe bağladıklarından ona hiç dokunmayacaklar ve K.’in taşı onlarca yıl yerini muhafaza edecek” diye düşünmeye başladım. Ancak böyle olmadı ve birkaç ay sonra taşı kaderine terk ettiğimiz yerinde bulamadım. Sonunda nasıl başa çıkacağımızı bilemediğimiz taş gitmişti. Belki yine birinin evinde kapının kapanmaması, çarpmaması için kapı önündeki nöbetine döndü; belki de nöbetini acımasız bir belediye çalışanının elleriyle çöp kamyonunun arkasına fırlatılarak sonlandırdı.
Sözün özü, yüksek öğrenimlerimizi tamamlamak üzere “Avrupa’nın Başkenti”ne gelen bizler; hayatımızı sürdürmemiz için sunulan yeni sistem içerisinde bulamadığımız çıkışı yine en iyi bildiğimiz yöntemle, “Evde olsam nasıl çözerdim?” sorusunun izinde, belki de “sorunu görünmez kılarak” çözüme kavuşturduk.
Ancak benim evimde hâlâ münasip bir şekilde nasıl baş edeceğimi bilemediğim çöpler ya da müstakbel çöp olmaya aday eşyalarım var. Ve çözümünü, sanıyorum, yine taşınırken irticalen bulacağım.