Akademisyenler amuda kalkıp ders anlatabiliyor mu?

Akademisyenler amuda kalkıp ders anlatabiliyor mu?

Songül Koç

Malum üniversite sınav sonuçları açıklandı, önümüze kırk milyon çeşit puan türü ve sıralama konuldu. Hepsini anlayamadığımız için saygıyla önünde eğildiğimiz puan hesaplama gurularına içimizden gerekenleri sayarak okul arayışına girdik bugünlerde.

Elimizden geldiğince doğru karar vermeye çalışıyoruz. Açıkçası annem üniversitemi hiç görmemiş, babam da beni kaydettirdikten sonra hiç uğramamıştı. Gerçi bunda yeterince paramız olmaması da etkili olabilir.

Bizse kızımızla kapı kapı dolaşıyoruz. Kampüsün bizimle ilgili bölümü eve yakın mı, kampüste sürdürülebilir enerji kaynakları kullanılıyor mu, yurtta oda servisi kaça kadar çalışıyor, akademisyenler amuda kalkıp ders anlatabiliyor mu, kafe sayısı ortalama bir AVM’den az mı çok mu, kütüphanedeki koltuklar yatak oluyor mu, anti alerjik mi?..

Kriterlerimiz oldukça temel ve basit şeyler anlayacağınız, her anne çocuğu için en iyisini ister değil mi? Eh arada çocuğa dönüp, beğendin mi yavrucuğum diyerek söz hakkı da veriyoruz. Bizden fırsat bulursa -ki bizim bilmediğimiz neyi sorabilir onu da anlamış değilim- soru da soruyor, daha ne olsun.

Bir kere bizim zamanımızda böyle miydi… diye devam etmeyeceğim, “Elflerin devri bitti artık, insanlar hüküm sürecek.” (Tolkien)

Yıllar önce katıldığım bir “Açık Kapı Günü” geldi aklıma. Yaşım ortaya çıkmasın diye senesini söylemeyeceğim, ama üniversite sınavından XYZQ-9854 puan türünden 300 üzeri alanlar kızımın mezuniyetinden yaşımı hesaplayabilirler. İlk katıldığım “Açık Kapı Günü” Waldorf Okullarının tanıtım etkinliğiydi. Sağ olsun arkadaşım Emine sayesinde Alman komüniteye (böyle mi yazılır bu kelime bilemedim, araya hafif yabancımsı şeyler katınca havalı oluyor) daha rahat giriyorduk. Okulun tanıtım günü oldukça keyifliydi. Etkinlikler ve oyunlar aday çocukları çekerken sınıflarda hocalar-müdür vs. de eğitim öğretim hakkında bilgi veriyorlardı. Almancanın yanı sıra İngilizce ve Fransızcayı ana dili gibi öğretmek hedeflenmiş ama tecrübelere dayanarak o sene metotta değişiklik yapılmış. Her çocuk bir spor dalıyla uğraşıyor, bir enstrüman çalamayanı geçirmiyorlar… vs… vs. Bizim kız ilkokul bire gidecek o vakitler, araştırmaya bir sene evvel başladık. Almanlar planlı programlı amcalar, öyle son dakika işini beğenmezler. Tatili Türkiye’de geçirin dediğimiz bir Alman doktor, önündeki beş yıllık plan-bütçeyi anlatıp sonrasına Türkiye’yi koyabileceğini söylemişti, oradan hesaplayın işte.

Her neyse, ilkokul birinci sınıf için araştırma yaptığımız kerimemiz şimdi üniversite yollarında. İlkokul dördüncü sınıftan sonra gözlerindeki bütün pırıltıyı öldüren eğitim sisteminin içinden çıkan çocuğumuza okul arıyoruz. ‘Açık kapı günleri’nin, Türkçesi ‘tanıtım günleri’nin müdavimi olduk. Aslında keyifli bir şey, varsa liseli çocuklarınızı alın şimdiden, beraber veya sadece çocuklar katılsın bu etkinliklere. Meslekleri, bölümleri tanıyın, tanısınlar…

İstanbul gibi vakıf üniversitelerinin mebzul miktarda bulunduğu bir şehirdeyiz. Git git bitmeyen bir tepede orman katledilerek inşa edilen nefis bir kampüste bizi karşılayan rektör ve akademisyenler, parmak arası şıpıdık terlikleriyle tur yaptıran uzun saçlı sevimli delikanlı… Hepsi çok etkileyici.

Sonraki üniversitede bırakın rektörü, mütevelli heyeti başkanı karşılıyor, dekan bölümü tanıtıyor, akademisyenler bütün anlamsız sorularımızı cevaplıyor bire bir. İşte tam o an acıyıverdim karşımdakilere yalan söyleyeyim: “Oku oku madara ol durumu” gibi geldi bana. Ama en iyi ve kaynağından bilgiyi de böyle aldık. Hayırlı mübarek olsun…