Sadece oyun bozuldu!-Ali Ayçil

Oyun üzerine konuşurken, kaçınılmaz olarak çocuk üzerine de konuşmuş oluruz. Çocuk oyunsuz edemez, oyunsuz kaldığında can sıkıntısından patlar çünkü. Ona, her bir beceriyi birer oyun olarak öğretmenin yararlarını da biliyoruz. Eğer çocukluk bir meslek olsaydı, rahatlıkla onun işinin oyun olduğunu söyleyebilirdik. Ama insanlar büyüdükten sonra da oyunlar oynamaya devam ederler. Biraz düşününce, büyüklerin oyun sahalarının sanılandan çok daha geniş olduğunu görürüz. Satranç, iskambil, futbol, tavla, şans oyunları, türlü eğlenceler, piknikte yakar toplar, bilgisayar ve cep telefonu oyunları derken liste uzayıp gider. Askerî oyunlar bile vardır. Neredeyse hayat, oyun olan ve oyun olmayan diye ikiye ayrılmıştır. Ve biz büyükler de tıpkı çocuklar gibi oyun olmayandan oyun olana doğru yöneliriz sürekli; yine çocuklar gibi alttan alta oyun olanın bütün bir hayatımızı kaplamasını arzularız. Bir de güçlü sezgiye sahip insanların kimi vakitler hissettikleri hep bir oyunda olma hâli vardır. İçimizden şöyle deriz: Belki de bu durup kalkan otobüsler, bu limanlara yanaşan gemiler, gürültüyle inen kepenkler, şu yapımı hiç bitmeyen evler de birer oyundur. Neden olmasın? Biz büyüdükçe çocukken kullandığımız oyuncakların ebadı da büyümüş, aramızdaki ilişki öyle çok da değişmemiştir. Necatigil’in evcilik oynayan çocuk kahramanlarının yerini, onların özendikleri büyükler almıştır sadece. Evcilik, bir başka hacmin içinde, biraz çeşitlenerek devam etmektedir işte…

 

Devamı Nihayet Aralık sayısında…