Postmodern bir köle:Fahire Kara

Kübra Kuruali Yaşar

1990 yılında şeytan taşlamak için Mina’da bulunan hacılar, gidiş geliş ayrımı yapılmayan 550 metre uzunluğunda, 11 metre genişliğindeki El Muaysem Tüneli’nde sıkıştılar. Yaşanan izdihamda resmî rakamlara göre 447’si Türk, 1426 hacı hayatını kaybetti. Batman Beşirili Abdurrahman-Fahire Kara çifti de bu olayda yaralandı. Abdurrahman Bey hastanede gözünü açtığında yanında eşi yoktu. Çok aramasına rağmen onu bulamadı. İzdihamda ezilerek ölen ve kimliği belirlenemeyen hacılar arasında olabileceğini düşündü. Onların toplu hâlde defnedildiğini öğrendi. Çaresiz memleketine geri döndü. Evlatları ve akrabaları Fahire Kara’yı geçtiğimiz aralık ayına kadar şehit biliyordu. Aldıkları duyumlarla umutlandılar ve bir televizyon programına katıldılar. Olay konuşuldukça, 1990-2017 yılları arasında kutsal topraklarda yaşanan postmodern bir köle hikâyesi ortaya çıktı!

11 Eylül 2016, Arafat
Her şey Kurban Bayramı arifesinde, hacılar Arafat’a hazırlanırken başladı. Vakit akşam namazına yakındı. Abdest alıp Arafat’a çıkan hacılara katılacaktı. Baktı ki sıra var, bir köşede durdu, başladı ağlamaya. 1990’dan 2016’ya… Dile kolay tam 26 yıl, gözyaşları dinmemişti Fahire Kara’nın. Geçmişine dair hiçbir şeyi unutmadı. O kadar çok Türk’e anlattı ki başından geçenleri. Kimine mektup verdi, kiminden haber yolladı. Kaçmak için randevulaştıkları bile oldu. Yazdığı mektuplar, gönderdiği haberler hep cevapsız kaldı. Umudu bitti! Ne arayanı ne soranı vardı! Yanına gelen Meysi Bağrıyanık’ın bir taziye evinde kardeşleriyle karşılaşacağını bilse anlatmaz mıydı hikâyesini! Çaresiz sustu o gün. Meysi Bağrıyanık sordu:
— Nerelisin?
— Türkiye.
— Neresinden?
— Batman Beşiri.
— A ben de oralıyım! Peki, neden ağlıyorsun?
— Burada Türk hacıları gördüğüm zaman içim yanıyor, ciğerim parça parça oluyor. Kendimi tutamıyorum.
— Ne yapıyorsun ki burada? Türkiye’ye gitsene.
— Boş ver, sorma.
— Çoluğun çocuğun var mı, ne iş yapıyorlar?
— …
Etrafında çarşaflı üç kadın vardı. Göz ucuyla onlara baktı, konuşamadı. Eliyle “boş ver” işareti yaptı. Memleketinin kokusunu almış gibi, içi yana yana ağlamaya devam etti. Meysi Hanım’ın da yüreği dayanmadı, adını bile öğrenemediği hemşerisine sımsıkı sarıldı. Ağladılar.

10 Temmuz 1990, Oda

Yedi yıl nasıl geçer bir odada? Kendimi Fahire Kara’nın yerine koyuyorum. Olmuyor, yapamıyorum, çok zor! Sonra gözlerimi kapatıp onu hayal ediyorum.
Yaşadığı ilk kıyamet tünel faciasıydı. Gözlerini açtı, başında bir adam! Hastanedeyim sandı önce, yaralıydı çünkü. Yataktan kalkmak, odadan çıkmak istedi. O adam -Mahmut Ahmet Ataullah- izin vermedi. Fahire Kara, belki yardım eder diye, gözlerinin ta içine baktı. Adamsa (!) ikinci kıyameti yaşattı ona. Pasaportunu, kimliğini, hac evraklarını yaktı. Anladı ki burası hastane değil. Anladı ki 47 yaşında kül olup gitti her şeyi! Sokağın sesinden birkaç adım uzakta, kilitli kapılar ardındaydı. Havası, suyu, iklimi farklıydı esir düştüğü yerin. Ne ağacını gördü ne çiçeğini kokladı ilk yıllar. Öyle bir iki değil, tam yedi yıl duvarlara baka baka yaşadı.
Dışarı çıkması yasaklanan oda, bıraktığında biri dokuz aylık olan on iki çocuğunun hayaliyle genişledi. Üstüne gelen duvarlar onların sesiyle Adana’daki evine ulaştı. Kocası Abdurrahman tünel faciasında ölmüş olmalıydı. Bırakır mıydı onu hiç! Çocukları ne yiyip ne içiyordu? Annelerini de mi ölü biliyorlardı yoksa. Dokuz tane kardeşi vardı, hayatta olduğuna göre, onu ne yapar eder bulurlardı. Aynı gökyüzüne bakanlar birbirlerine ne kadar uzak olabilirdi ki zaten? Gizlice perdeyi aralayınca yıldızlar ve ay karşısındaydı işte. Güneş ise sadece sıcaklığı ile gelirdi ziyaretine. Bu köle hayatı biter miydi bir gün?

2016 Eylül’ü sona ererken, taziye evleri
Arafat’ta başlayan hikâye, iki ayrı taziye evinde devam etti. Başkalarının ölümü, şehit bilinen Fahire Hanım’ın hayatta olduğunun öğrenilmesine vesile olacaktı. Tahir Bey ilk taziye evinde Gülişe Okay ile tanıştı. Almanya’dan memleketi Beşiri’ye tatile gelmişti. Sohbet döndü dolaştı Fahire Kara’ya geldi. Tahir Bey ablasının başına gelenleri anlattı. Umreden üç ay önce dönen Gülişe Hanım hayretler içindeydi:
— Ben Batman Beşirili bir kadınla tanıştım. 1990 yılında eşini tünel faciasında kaybettiğini anlattı. Türkiye’de 12 çocuğum var, dedi. Kocasını öldü biliyor. Onu Arap bir adam bulmuş, evine kapatmış. Tam 7 yıl dışarıya çıkarmamış. Sonra o adamdan çocukları olmuş. İki oğlu bir kızı varmış. Evlatlarını bırakıp dönemez diye evden çıkmasına izin verilmiş ama sürekli takip ediliyor. İncik boncuk satıyordu. Kendisinden alışveriş yaptım. Sizin ablanız olabilir!
Anlatılanlar Tahir Bey’i heyecanlandırmıştı. Şehit bildikleri ablaları birkaç gün ailenin gündemi oldu. Şüpheye düştüler. Gülişe Hanım başka biriyle karıştırıyor olabilirdi.
İkinci taziye evinde, Tahir Bey’in eşi, Meysi Hanım’la karşılaştı. Hacdan yeni döndüğünü anlatıyordu. Kalkıp Meysi Hanım’a sarıldı, ağlamaya başladı:
— Yengem 26 sene önce hacca gitti, bir daha dönmedi. Sizi görünce duygulandım.
— Ben Arafat’ta aynı sizin gibi konuşan, size çok benzeyen bir kadın gördüm. Sizin yaşlarınızda, sizin kilonuzda… O da ağlayarak bana sarıldı.
— Gerçekten mi? Yengemle amca çocuklarıyız, çok benzetirler.
Eşini çağırdı heyecanla, Meysi Hanım’la tanıştırdı. Tahir Bey koşarak evine gidip ablasının fotoğrafını getirdi. Meysi Hanım:
— Kaşı, gözü aynı bu fotoğraftaki gibiydi. Yaşlanmış tabii!
Tahir Bey vakit kaybetmeden olanları ailesine anlattı. Bu duydukları ikinci hikâyeydi. Önce inanmadılar. Aradan 26 yıl geçmişti çünkü. Fahire Kara, şehit olmuştu. Gıyabi cenaze namazı kılınmış, mevlidi okunmuştu. Çok ağlamışlardı ardından. Sonra ablalarını aramaya karar verdiler, kalbe umut düşmüştü bir kere.

14 Aralık 2016 -10 Şubat 2017, Stüdyo

Kederle geçen günler ardından gelecek güzelliklerin habercisi olmasa nasıl yaşar insan? Güzel haberler duymak için çaldılar Tatlı Sert programının kapısını… Başta ne Müge Anlı ne de Türkiye bu hikâyenin gerçek olabileceğine inandı. Aile bireyleri -ekranda Fahire Kara’nın gençlik fotoğrafı- taziye evlerinde yaşadıklarını anlattı. İlk yayın bitmek üzereydi. Tekirdağ’dan Elif Hanım aradı:
— 2012 Nisan ayında Medine’de satış yapıyordu, bu fotoğrafa benzeyen biri. Kendisinin yaralı olarak 1990 yılındaki faciadan kurtulduğunu, eşinin öldüğünü, 10 yıla yakın odadan dışarıya hiç çıkarılmadığını, kimliklerinin yakıldığını, burada zorla tutulduğunu ispatlayamadığını söyledi. Kalabalık bir aileydik, beni neden aramıyorlar, dedi.
Gelen telefon kutsal topraklarda “tutsak bir kadın” olduğunu doğruluyordu. 15 Aralık, 16 Aralık derken 10 Şubat’a kadar tam sekiz hafta programa katılıp Fahire Kara’dan bir iz aradı ailesi. Türkiye’nin dört bir yanından hacca ve umreye gitmiş çok sayıda insan canlı yayına bağlandı ve Batman Beşirili bir kadınla nasıl karşılaştıklarını anlattı. Kimi ismini, kimi çocuklarının sayısını, kimi çektiği sıkıntıları dinlemişti onun ağzından.
Kahramanmaraşlı Necmi Yurttaş 2001’de satış yaparken gördü Fahire Kara’yı. Pasaportu ve kimliği olmayan Kara’ya yardım etmeye cesaret edemedi. Arabistan’da işçi olarak çalışan Sivaslı Ahmet Turan Yaman ise 2002 yılında Mescid-i Nebevi’nin çıkışında karşılaştı onunla. Türkiye’de 12 çocuğu ve 9 kardeşi olduğunu söyleyip yardım istedi. İkindi namazında gelirse kendisini konsolosluğa götüreceğini söyledi. Akşama kadar bekledi ama Fahire Kara gelmedi. Diyarbakırlı Rüveyda Hanım 2005 yılında Mescid-i Nebevi’nin girişinde gördü. Türkiye’deki ailesinin kendisini ölü bildiğini söyleyince adres ve telefon istedi. Hatırlayamadı. “Seni götüreyim, benimle gel” deyince, çocuklarını bırakamayacağını söyledi. Kamyon şoförü İsmail Koca, 2005’te karşılaştı, Yemenli bir adamın onu zorla tuttuğunu söyleyen Fahire Kara’yı gizlice Türkiye’ye götürme sözü verdi. Fakat Fahire Kara sözleştikleri tarih ve saatte gelmedi. Kutsal topraklarda iş yeri olan Sabri Şentürk, Fahire Kara’yı yıllardır tanıdığını ancak kendisine hiçbir zaman zorla tutulduğunu anlatmadığını, Urfalı Davut isminde bir tur rehberiyle nişanlı 20 yaşlarında Zeynep isminde bir kızı olduğunu söyledi.
Fahire Kara 1997’den 2017’ye kadar Mekke’de Türklerin kaldığı otellerin önünde ve Nur Dağı’nın eteklerinde, Medine’de Mescid-i Nebevi’nin çıkışında ve Uhud Dağı yolunda, özellikle Türk hacılara satış yaptı. Onunla konuşanlar kır saçlı iri yarı bir adamın kendisini sürekli göz hapsinde tuttuğunu anlattı. 2015 yılında Mekke’de karşılaştığı Emine Telli’den günlerce yardım istedi. Emine Hanım bu duruma kafile başkanı dâhil kimseyi inandıramadı. Medine’ye gittiğindeyse üvey oğluyla karşılaştı Fahire Kara’nın. Çok güzel Türkçe konuşuyordu. Kendisini Fahire Kara’nın büyüttüğünü ve çektiği çileleri anlattı. Emine Telli’nin ona yardım edemeden Türkiye’ye dönmesi yüreğine dert oldu. Eşi izin verseydi bu olayı bir yıl önce medyaya duyuracak, Fahire Kara’nın ailesini arayacaktı.

Umreciler arasında Fahire Kara ile karşılaşıp onun verdiği adrese gidenler, ailesini arayanlar da var. Kastamonulu Fatma Hanım dört ay önce konuştu kendisiyle. Ondan kaçmak için yardım istemedi, dertleşti sadece. Ailesinin kendisini aramadığını söyleyince fotoğrafını çekip adresini aldı. Döndüğünde Batman Beşiri’ye gidip soruşturdu. “O öldü, eşi de kaç defa evlendi. Bu, o kadın değildir” cevabını aldı.
Abdurrahman Kara öldü sandığı eşiyle ilgili gelişmeleri evinden takip etti. Fahire Hanım’dan sonra altı kez evlenmişti. 22 Aralık tarihinde söyledikleri herkesi şaşırttı:
— Şimdiye kadar 26 yıl geçti. Bir gün insan aramaz mı? Ben hayattayım demez mi? Haber vermez mi? Fotoğrafa da inanmıyorum. Benim karım ölür ama başkasıyla evlenmez!”
26 Aralık’ta bir kez daha canlı yayına bağlandı önce sözleri için özür diledi. Sonra eşini kaybettiği tünel faciasını anlattı:
— Kurban Bayramı sabahı Arafat’tan dönüyorduk. Tünelde sıkıştık. Yere yığıldığımızda o biraz uzağıma düşmüştü. Yaralıydım, kalkıp yanına gidemedim. Ama sesini duyuyordum. Sürekli salavat getiriyordu. Sonra sustu. Gözümü hastanede açtım, kolumda serum vardı. Serumu çıkarıp kalktım, eşimi aradım. Hiçbir yerde bulamadım. İzdihamda öldü sandım. Ben de çaresiz döndüm Türkiye’ye. Ben gözümün nuru gibi seviyorum onu. Dönsün, gelsin.
6 Şubat Pazartesi günü Fahire Kara’nın hayatta olduğu kesinleşti. Müge Anlı’nın arkadaşı Mekke’ye gidip, onu alıkoyan adamın bir akrabası ile görüştü. Kimliği saklı tutulan kişi, anlatılanların hepsini doğruladı:
— Burada kendisine Fahira diyoruz. Onu Yemenli büyük bir aşirete bağlı Mahmut Ahmet Ataullah esir aldı. İki oğlu, bir kızı var, kızı
Zeynep bir Türk’le evlendi. Oğlunun biri devlet görevlisi, polis olarak çalışıyor. Türk Konsolosluğundan geldiklerinde oğlundan korktuğum için tanımadığımı söyledim. Kendisi arandığından haberdar, çocuklarını da internetten izledi. Büyüyüp kendilerini kurtarmışlar, dedi. Bir düzeni var burada. Çok çalıştı, para biriktirdi. El Yahyavi Camii’nin civarındaki Yemenliler Mahallesi’nde bir ev aldı. Buradaki evlatları 85 yaşındaki babalarının idam edilmesinden çok korkuyor. Fahira Hanım da çocukları üzülmesin diye dışarıya çıkmıyor. Olayı öğrenince de, “Herkesin artık bir düzeni var, aradan otuz yıl geçti” dedi.
Türk umreciler kutsal topraklarda ellerinde fotoğraflar Fahire Kara’yı aramaya devam ediyor. Ocak ayının son haftasından itibaren onu kimse görmedi. Kendisini kaçıran adamın felçli eşine ait bir kimlik kullandığı, kimliğinde Fatima yazdığı da iddialar arasında. Ailenin Yemen’e gittiği konuşuluyor. Programın yayınlandığı ilk günden itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı olayla ilgili soruşturma başlattı. Kara çiftinin 1990 yılına ait hac kayıtları bulunamadı. Onları Adana’dan kutsal topraklara götüren şirketin kaçak olduğu ortaya çıktı. Fahire Kara, BİMER ve MİT’in devreye girmesiyle dünyanın 190 ülkesinde Interpol’ün sarı bülteni ile aranıyor.

10 Şubat 2017, umutlar tükenirken

Bugün 10 Şubat Cuma. Fahire Kara ismini duyalı 59 gün oldu. Önce yaşadıklarına inanamadık sonra hayatta olduğu için şükrettik. Şimdi bulunması için dua vakti. Bugünkü yayını izlerken ailesi için umutla başlayan günlerin gittikçe zorlaştığını hissettim. En çok da annesinden üç yaşında ayrılan Mesude için.
Bir fotoğrafın gölgesinde tamamlanan bir sürü hikâye dinledi. Ona kavuşmak, sarılıp koklamak için az kalmıştı. Hafızasını ne kadar zorlasa da annesinin, hatırlamadığı sesini duyacak, ellerini tutacaktı. Programda olayla ilgili bir köşe yazısı okundu. Daha fazla kurcalanmasının doğurabileceği sonuçları, Fahire Hanım’ın ya da onu esir alan kişinin idam edilmesinin söz konusu olduğunu yazmıştı Yüksel Aytuğ. Mesude’nin önce rengi soldu. Kötü bir şey duymak istemiyordu artık. Gücü kalmamıştı. Ona yazıyla ilgili ne düşündüğü soruldu. Hayatının en zor anıydı şimdi! Herkes sustu. Zihninin yorgunluğuna bedeni dayanamadı. Sinir krizi geçirip kendini abisinin kollarına bıraktı.
Annesi ne yapıyor, nasıl dayanıyordu? Kimdi Fahire Kara? Onları dünyaya getiren Batman Beşirili bir kadın mı? Yoksa esaret altında üç çocuk sahibi olan, çektiği cefayı Mekke-Medine pazarlarında anlatan Fahira mı? Hiç aklına gelmezdi bir ismin son harfiyle hayatın değişeceği!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 13 Şubat’ta gittiği Suudi Arabistan’da Kral Selman Bin Abdülaziz’le bir araya geldi. Görüşmede Fahire Kara’nın durumu da konuşuldu. Kral’ın olaydan haberdar olduğu ve Fahire Kara’nın her yerde arandığı bildirildi.