Münire Daniş: Çocuk(la) olmak

Modern yaşamın olanakları; her şeyi olduğu gibi, çocuğun ihtiyaçlarını, yetişme imkânlarını, mutluluk araçlarını, terbiye ölçülerini de yeniden tanımladı ve yeni bir kurguyla çocukluğu doğasından uzaklaştırdı. Benim kuşağım, çocukluğun doğasına en yakın son nesli temsil ediyor olmalı. Yani modernliğin günlük hayatı çepeçevre saran (televizyon, internet başta olmak üzere) araçlarının, kapitalizmin (tüketim ve tatminsizlik) kıskacının, ebeveynlik rollerinin bugünkü konumuna ulaşmadığı son yıllar…
Çok uzun olmayan bir zaman içinde ebeveynlik rolü de değişti, çocukluk algısı da. Yeni, eskiyi tedavülden kaldıran büyük farklılıklarla doğuyor. Çok değil yarım kuşak önce sosyal hayatın sınırları bir mahallenin ötesine geçmezdi. Ne televizyon ne internet ne de tüketme alışkanlığı vardı hayatımızda. Ebeveynlerimiz bize yönelik maddi hedefleri gerçekleştirmeye, tatminsizliğimizi gidermeye programlanmış değildi; bizi bir nesneye gösterilen özenle sahiplenmiyorlar, geleceğimiz için yapılan planlara zorlamıyorlardı. Ne biz hayat için bir “sorun”duk ne de hayat bizim için. Oysa yeni zaman, imkânları hiç olmadığı kadar çoğalttığı hâlde çocuğu bir “sorun” olarak görmekten kurtulamıyor. Çocuğu sorun olmaktan çıkarmak üzere sunulan projeler ise, çocuğun dünyasına hem yabancı hem uzak olmanın trajedisini içeriyor. Çünkü aslında ne modern hayat önerileri ne de ebeveynler, kendi planlarının, hedeflerinin, çözümlerinin çocukla uyumlu olup olmadığıyla; onların doğal beklentilerini karşılayıp karşılamadığıyla ilgili. Yani zayıflığını, güçsüzlüğünü istismar eden bir dünyaya adım atan yeni çocuğun trajik bir serüveni var.
Peygamber Efendimizin (s.a.v.), “Her çocuk İslam üzere doğar. Ebeveyni onu Yahudileştirir, Hristiyanlaştırır, müşrik yapar…” (Buhârî) hadisi, yaşam koşullarının ya da ebeveynlik rolünün etkisine dikkat çekmişti. Temiz bir fıtratla doğan çocuk aynı zamanda insanın en eksik, en aciz, en savunmasız olduğu evrededir. Hz. Ali Efendimizin, “Çocuğun kalbi ekilmemiş bir tarlaya benzer, hangi tohumu atarsan tutar” cümlesi de bu devrenin istismara açık olduğuna, teşvik edilecek ahlaka ancak sevdirme yoluyla kapı açılabileceğine işaret etmişti. Modern yaşamın çocuğu kuşatan araçlarına, yeni çocukluğa bu hikmetin ufkuyla bakarsak trajedinin boyutlarını daha net görebiliriz. Yeni çocukluğa göre eski kuşağın avantajı ise, ekilmemiş tarlalarımızın yabancı ve fıtratımızla uyumlu olmayan tohumlardan daha korunmuş olmasıdır.

Devamı Nihayet Nisan’17 sayısında