Montajlanmamış Hayat – Ali Ayçil

Öyle görünüyor ki, Cemil Meriç’in altını çizdiği tarihin iki büyük devrimine, bir üçüncüsünü eklememiz gerekiyor: Dijital çağ. Geleceğin düşünürleri insanlık tarihinin, uygarlığının ve kültürünün geri dönülmez bir biçimde değiştiği dönemleri sıralarken, 21. yüzyılın başlarında dünyanın neredeyse bütün coğrafyalarına egemen olan dijital hayata çok özel bir başlık açacaklardır. Aslında bu başlıklar şimdiden açılmaya da başlandı. Daha çok sosyal medya, internet vb. konuları üzerinden ilgi alanımıza giren bu yeni çağın, sosyal ve siyasal mekanizmalar üzerindeki tesirinden, günlük hayatı ve insan ilişkilerini nasıl etkilediğinden uzun uzadıya bahsedilebilir. Ancak bütün bunlar bir sonuçtur ve meselenin felsefi yanı kavranmadıkça, kuşaklar arası çatışma maddelerinden biri olarak algılanma tehlikesi de vardır. Nedir meselenin felsefi boyutu? Dijital çağ, insan soyunun zaman-mekân algısını geri dönülemez bir biçimde ortadan kaldırmıştır. Kullanıcılar, belli büyüklükteki ekranlar aracılığıyla duygularını ve canlı temsillerini sayısız kere çoğaltabilmekte, aynı anda dünyanın her yerinde olabilmektedirler. Mistik anlatıların bazı ayrıcalıklı kişilere tanıdığı hak, bütün bir insanlık için mümkün hale gelmiştir. Bir olayın oluş anıyla onun duyurulma anı arasındaki mesafe neredeyse sıfırlanmış, hayat bir olaylar akışına dönüşmüştür. Başka bir deyişle olayların tecrübe imbiğinden geçirilip kültüre mal edileceği anlama, kavrama aralığı olabildiğince kapanmıştır. İnsan olaylardan müteşekkil bir varlık halini alma yolundadır artık. Muhtemelen hafıza ve zihin, bir evrim sürecine girecektir!

Devamı Nihayet Şubat’ta…