Kırmızı yanaklı kız-Özgen Felek

Kırmızı yanaklı sarı elmalar gibiydi. Kocaman yeşil gözleri ve serçe kuşları gibi tedirgin sarı örükleri vardı. Öfke içindeki adam kara tahta ve masa arasındaki mesafeyi burnundan soluyarak bir o tarafa bir bu tarafa adımlarken, kırmızı yanaklı kız elleri önünde bağlı, müeddep bir teslimiyetle bekliyordu. Adam aniden durdu; kızı omuzlarından tutup sarsmaya başladı. Kız küçüldükce küçülüyordu; ve biz, adam bu şekilde silkelemeye devam ederse kırmızı yanaklı kız da tahtadaki noktalardan birine dönüşecek diye korkuyorduk. Adamın öfkesi yatışmıyordu. Örüklerinden tutup, kızın kafasını hiddetle tahtaya çarptı. Tahtada korkuyla sinmiş bekleşen her ne varsa; rakamlar, artılar, eksiler, kümeler, kesirler, kare kökleri… hani dedim ya, her ne varsa, tahtanın en ücra köşelerine kaçıştılar. Çığlık çığlığaydılar. Ama kırmızı yanaklı kız, ağlamamaya ölümüne ahdetmişti sanki. Öfkesi bir türlü dinmeyen adam, kızı hışımla masaya doğru savurdu. Bir yandan masanın önünde iki büklüm yatan kızın çelimsiz bacaklarını tekmelerken, bir yandan camları, duvarları, kapıları, tahtaları, bahçedeki ağaçları çınlata çınlata bilmediğimiz bir dilde mütemadiyen bağırıyordu. “Geri zekalı!” diyordu, “Bıktım!” diyordu, “Hayvan!” diyordu. Bizler, başımız önümüze düşmüş, öfkesi binlerce yıldır birikmiş bir yanardağ en nihayetinde patlamış da ateşten magmalarıyla hepimizi küçük küçük heykelciklere dönüştürmüş gibi hareketsiz ve sessizdik…

Devamı Nihayet Kasım sayısında…