Karpuzun göbeğini kim sevmez?-Osman Bülent Manav

Şüphe yok ki, istisnasız hepimiz çok isterdik, ihtiyacımız olan veya hoşumuza giden bütün ilimleri, AppStore’dan uygulama indirir gibi hocalarımızın zihinlerinden kendi beyinlerimize “download” edebilseydik de ömrümüzün nice mümtaz senesini mektep sıralarında dirsek çürütmekle fevt etmeseydik ve hatta zihnimizde mevcut her bir ilim aplikasyonu, bir üst sürüm çıktığında, bizi uğraştırmadan müsait bir anımızı kollayıp yahut biz uykudayken, kendiliğinden güncellenebilse idi.
Lakin öyle değil. Akşam cahil uyuyup, Allah’ın bir lütfu olarak, sabaha âlim uyanan zatları tarih kaydetmiş ise de biz sıradan fâniler için “tealleme” fiili, tefe’ul babından gelmektedir, ki onun da binası tekellüf içindir. Benim oğlumun okuyup, dönüp dönüp bi’ daha okuduğu Bina’da bu mevzu için verilen misalden de anlaşılacağı üzere “teallemtü’l-ilme mes’eleten ba’de mes’ele”dir. Yani, bizim dâhil bulunduğumuz “level”de ilim tahsili, bir meselenin anlaşılmasını müteakiben diğer meseleye geçmek suretiyle mümkündür. Ana fikir: İlim tahsili külfetli iştir.
İşte bundan dolayıdır ki, aşk olmadan meşk olmaz demiş atalarımız. Olması için zorlayabilirsiniz lakin aşksız meşk, bünyede hasara yol açabilir. İnsanlar umumiyetle, kabiliyetli oldukları işleri, dersleri severler; sevince de kolayca üstesinden gelirler. Zorla yenen aş ise, ya karın ağrıtır ya baş. Ağrıtır çünkü insanın canı bir yemeği istemiyorsa, o yemeğin bünyeye faydası da tartışmalıdır. Hani hep anlatılır ya, Osmanlı’da mekteplerin (bir yerde de, ahi ocaklarının diye okumuştum) duvarlarına asılan bir levha varmış, “Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz” diye. Mevcut eğitim sistemimiz ise sanki tam tersi bir mantık üzerine kurgulanmış.
• • •

Devamı Nihayet Kasım sayısında…