Fatma Tunç Yaşar: İlle de fennî/ilmî ev kadını yetiştirmek

İyi bir “ev reisesi” olmak
1900’lü yılların başında geleneksel Osmanlı hayatının âdet ve merasimlerine dair yazan Abdülaziz Bey’e göre Osmanlı’da kız çocukları okumayı ve dinî vazifelerini öğrendikten sonra, daha küçük yaşlardan itibaren “iyi bir ev reisesi” olmak üzere yetiştirilirlerdi. Sıbyan mekteplerinden sonra ev mekteplerine devam eden kızlardan yaşı büyük olanlar cuma gününe ilaveten pazartesi de okula gitmezler, haftanın iki gününü evlerinde bez dokumak, çeyiz hazırlamak ve nakış işlemek gibi işlerle geçirerek ev reiseliğine hazırlanırlardı.
Birçok temel ihtiyacın ev içerisinde karşılanması dolayısıyla ister hizmetlilerle ister tek başına olsun ev idare etmek bir kadının asli vazifesi sayılırdı. Önde gelen hâli vakti yerinde ailelerin kızları dahi ev idaresini öğrenir ve çeyizlerini kendileri hazırlarlardı. Ekâbir ve halkın evlerinde mutlaka bir ve gerekiyorsa zenginliği ölçüsünde birden fazla bez dokuma tezgâhı bulunur ve bunlarla çeşitli gömleklik bezler, donluk ve çarşaflık dokunur ve bu işler kadınlığın en önemli işlerinden sayılırdı. Evde üretilmesi alışılagelmiş eşyalar dışarıdan alınmaya kalkışılırsa ve bu işitilirse çok ayıplanıp dedikodusu yapıldığı için kibarlar bu eşyaların evlerinde yapılmasına âdeta mecbur edilirlerdi.

Kız okullarında idare-i beytiye dersleri
On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı Osmanlı eğitim sisteminin yeniden gözden geçirildiği ve kitlesel eğitimin yaygınlaştığı dönemdi. İmparatorluk genelinde açılan okullar belirli yaş grubundaki çocukları din, dil, ırk ve cinsiyet fark etmeksizin okul sürecine dâhil etme gayesi taşımaktaydı. Sıbyan mektebinden sonra eğitim süreci genellikle sona eren kızlar da yeni açılan kız iptidaiyeleri ve rüştiyeleri ile kitlesel eğitime dâhil oldular. Kız mekteplerinde duyulan kadın öğretmen ihtiyacı bir süre sonra darülmuallimatın açılmasına vesile oldu.
Kız çocuklarının eğitim sürecine dâhil olması büyük bir yenilikti ancak bu durum onların ev kadınlığı rolünü değiştirmediği gibi pek çok açıdan pekiştirdi. Darülmuallimin mezunlarının eğitim esnasında aldıkları maddi destek karşılığında belirli bir süre mecburi hizmet yapma zorunluluğu varken darülmuallimat mezunları için böyle bir koşulun olmaması bu okul mezunu kızların öğretmen olmaya yeterince teşvik edilmediği şeklinde okunabilir. Nitekim fiziksel olarak ayrı mekânlarda eğitim gören kız ve erkek çocuklarının müfredat programları da ayrı ayrı hazırlanmaktaydı. Bugünün ilköğretimine tekabül eden iptidaiye ders programında erkekler için ziraat ve asker talimi gibi fark dersleri yer alırken kızların müfredat programında idare-i beytiye, el işleri, nazari ve amelî tabahat yani aşçılık gibi onları yakın gelecekteki daimi statüleri olan ev kadınlığına hazırlayan dersler mevcuttu.

Kadınlığa yarayacak ilim ve fennin tahsil önceliği
Kızlara yönelik okulların müfredat programları incelendiğinde zaman içerisinde ev idaresine yönelik derslerin sayısının ve çeşidinin arttığı görülmektedir. İlk açıldığı dönemlerde darülmuallimatlarda hesap, coğrafya, Arabi, Farisi, Osmanlı tarihi, imla ve resim gibi darülmualliminlerle ortak olarak okutulan derslerin sayısı oldukça fazla iken ve kızlara ait müfredatta sadece dikiş dersi farklı olarak yer alırken, yüzyılın sonuna gelindiğinde idare-i beytiye, darülmuallimat programında başlı başına bir ders hâline gelmiş ve bu derse ilaveten hıfz-ı sıhha, dokuma, nakış, biçki ve terzilik gibi dersler programa yerleştirilmiştir. 1914-1915 yılına ait darülmuallimat programında ise tek bir idare-i beytiye dersi ile yetinilmemiş, bu dersin alt konuları olan iktisad-ı beytiye, hıfz-ı sıhha, dikiş ve tamir, aşçılık, çamaşır yıkama, ütü ve temizlik müstakil birer ders olarak müfredatta yerini almıştır.
Darülmuallimat programında gözlemlenen değişimin Osmanlı kadınlarının da gündeminde olduğu anlaşılmaktadır. Hanımlara Mahsus Gazete gibi bazı kadın dergilerinde yazanlar, kız mekteplerinin müfredatının kadınların fıtratına uygun olmadığından yakınmakta, kadınlığa yarayacak ilim ve fennin bu okullarda öncelikli olarak tahsil edilmesi gerektiğini ifade etmektedirler. Bazıları Fransızca, Arabi ve Farisi gibi dil derslerini gereksiz görmekte, buna mukabil idare-i beytiye, biçki, dikiş ve hıfz-ı sıhha gibi derslerin kızların eğitimindeki önemine dikkat çekmektedir. Yine bazıları felsefe ve kimya gibi derslerin kızların ilgisine mazhar olmakla birlikte ev idaresi ve aile saadetine katkı sağlamadığını düşünmektedir. Bu argümanlarını Avrupa ve Amerika’dan örneklerle destekleyen kadınlar, Fransa kız mekteplerinde biçki ve dikiş derslerinin coğrafya, hendese, kozmografya derslerine tercih edildiğini, kimyahane yerine aşçıhane ve çamaşırhane açıldığını ifade etmektedirler.

Fennî ve asri ev kadınlığı öğrenmek
Mehmed İzzet, 1901 yılında “eve müteallik bilcümle umurun rehberidir” alt başlığıyla Rehber-i Umur-ı Beytiye’nin ilk cildi yayımlandığında, bu kitabı bir ev ve aile ansiklopedisi olarak tasarladığını, erkek ve kadın fark etmeksizin herkese lazım bir kitap olduğunu ve içeriğini de ona göre belirlediğini ifade etmekteydi. Öte yandan müfredat programlarına giren idare-i beytiye dersi sadece inas mekteplerinde okutulmakta ve aşçılıktan temizliğe, çocuk eğitiminden sağlık meselelerine varıncaya dek geniş bir konu yelpazesinde ev hanımlığına dair her şeyi kapsama iddiasını taşımaktaydı. Bu dersin ağırlığı zaman içerisinde artarken ideal ev kadını nosyonunu destekleyen dersler de giderek çeşitlenmekteydi.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında da ideal ev kadınını yetiştirmeye yönelik projeler hız kesmeden devam etti. Ev idaresi ve aşçılık gibi dersler müfredat programlarındaki yerini korurken kız enstitüleri kadınlara, evlerini daha pratik ve modern usullerle idare etmeyi, çocuklarını fennî ve ilmî bir donanımla büyütmeyi öğretmeyi amaçladı. Osmanlı’daki idare-i beytiye ve iktisad-ı beytiye derslerinin devamı olarak ortaokul müfredat programlarında yer alan ve çocuklara ev içi üretim tekniklerini, zamanı doğru kullanmayı, tertip ve düzeni öğretmeyi ve bu şekilde evde verimliliği artırmayı hedefleyen ev ekonomisi dersleri ise 2000’li yılların başına değin müfredatta yerini korudu. Görünen o ki, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadının statüsü ve eğitimi konusunda yaşanan değişim süreci kadının asli vazifesinin ev kadınlığı olduğu konusundaki ısrarı değiştirmedi. Oysa ev kadınlığı çoğu kadının zaten adı konulsun ya da konulmasın farklı şekillerde tecrübe ettiği bir durumdu. Modern tecrübe, her şeyin standardını belirlediği gibi ev kadınlığına da bir standart belirledi ve eğitim bu standardı dayatan bir araç hâline geldi.

Devamı Nihayet Mayıs’17 sayısında…