Emel Topçu: Almanya’da ev kadını olmak

Şimdilerde bebek patlaması var Almanya’da. Uzun bir süre çocuk yapma oranı düştükten sonra, son yıllarda doğum oranı arttı. Tabii bu durum, annelerin bebeklerine nasıl bakacakları sorusunu da gündeme getirdi. İşlerini bırakacaklar mı yoksa hem çalışıp hem de çocuklarını mı büyütmeye çalışacaklar, acaba evde çocuk büyütmeye çalışan kadın sayısı artacak mı gibi sorular çok konuşulan sorular arasında.
Almanya’da, kadın ya da erkek için, hiçbir iş yapmadan, evde oturmak diye bir düşünce artık hemen hemen hiç kalmadığından, kadınların evde oturması ya da ev kadını olması, ancak onların çocuklarına bakma eylemi çerçevesinde gündeme gelmekte. Bundan kırk elli yıl öncesinde kadınlar ev, eş, çocuk kıskacından çıkmaya çalışırken, şimdi çocuk sahibi olma sonrası, çocuğum var, bana yeter anlayışına mı dönüyorlar?
Ev kadınlarının iç seslerinin daha fazla göz ardı edilemeyeceğini, onların, ev, koca ve çocuk ekseninden çok daha fazla şeyler istediklerini belirten, 1963 yılında yazdığı The Feminine Mystique adlı kitabı ile çok ses getiren Betty Friedan’ın o zamanki tezleri tersine mi dönüyor acaba diye endişeler yaşanıp toplumun nabzı tutulmaya çalışılıyor. Bir dönüşüm yaşanıyor ama bu dönüşüm bizi nereye götürüyor?

Ya kariyer ya çocuk
Kadınların son yıllarda, lise bitirme ve üniversiteye girme ve bitirme başarıları erkeklere göre çok daha iyi olmasına rağmen, iş, çocuk sahibi olmaya gelince hemen her kadın “ya çocuk ya da kariyer” yol ayrımına gelmekte. Sosyal hayatın birçok alanında az çok oluşturulmaya çalışılan toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın erkek arası ilişkiye gelince bir tıkanma yaşanmakta.
Miriyam, üniversitede araştırma görevlisi iken hamile kalınca, erkek arkadaşı ile evlenmeye ve aynı evde yaşamaya karar verdi. Çocukla beraber doktorasını tamamlamayı başaran Miriyam, bunu, çocuğu sabah üzeri bakıcıya vererek başarabildi. Beklemediği bir anda gelen ikinci hamilelik bütün planları altüst etti ve Miriyam yavaş yavaş hayatını evde çocuklarına bakan bir kadın olarak şekillendirmeye başladı. Bu arada, devlet dairesinde çalışan kocası, işini Miriyam’ın muhalefetine rağmen birkaç ay yurt dışında, birkaç ay Almanya’da olacak şekilde ayarladı ve evin hengamesinden kaçarak kendini sık sık dışarı atmaya başladı. Çocuklarının iaşesini sağlamakta bonkör olan Thomas, ailesinin her türlü probleminde onlarla aynı mekânda olmayı bir türlü başaramıyor, ya da içten içe kendine özgür bir alan oluşturmak adına durumun böyle seyretmesini tercih ediyordu. Eşlerden birinin işini bırakması, diğerinin ailenin iaşe görevini üstlenmesi, ama bunu yaparken de aile adına tam sorumluluk almaması, sürekli kendisi için özgür alanlar oluşturmaya çalışması, zamanla, “senin sorumluluğun, benim sorumluluğum” tartışmaları ile geçen yılları getirdi ve en sonunda boşanma ile sonuçlandı. O zamana kadar olan birikimler anlaşma ile paylaşıldı, anne ve çocuklar için nafakalar bağlandı ve herkes kendi yoluna gitmeye başladı. Şu an maddi olarak çok kötü bir durumda olmayan Miriyam’ın, nafaka süresinin bitiminde hayatını maddi olarak nasıl devam ettireceği, o kadar uzun aradan ve yaş ilerlemesinden sonra iş bulup bulamayacağı ise daha belli değil.

Bir kadın özgür iradesi ile ev kadınlığını seçebilir mi?
Almanya’da ev kadınlığı kavramı çerçevesinde yapılan tartışmaların ana odağını “Bir kadın özgür iradesi ile ev kadını olmayı seçebilir mi?” sorusu oluşturuyor.

Devamı Nihayet Mayıs’17 sayısında…