Bizim asıl hikâyemiz türkülerde

Alaattin Karaca

Yüzyıllardır bir arada yaşayan toplumlar, bu uzun süreçte ortak bir duygulanma, ortak bir düşünme tarzı da oluştururlar. Çünkü ortak bir kaderi yaşarlar. Ortak acılar yaşarlar; savaş gibi, göç gibi, doğal afetler gibi, ölümler gibi. Sonra ortak sevinçler yaşarlar; düğünler, doğumlar, aşklar… Türküler, bir toplumun “ortak kaderi”ni, herhâlde en saf, en samimi yansıtan “ortak metin”lerdir. Sadece metinsel anlamda değil, ezgisel olarak da “ortak bir ses” vardır türkülerde. Acının veya neşenin de Türk toplumuna özgü bir “ses”i vardır. Metni görmesek de tek başına bir ezgiden, onun bir ıstırabı veya bir neşeyi ifade ettiğini anlayabiliriz. Üstelik bu sesle o toplumun duyguları ve düşünceleri arasında yüzyıllar içinde kopmaz, âdeta bir “kan bağı” oluşmuştur. İşte bu ezgisel kan bağı nedeniyle olsa gerek, Türk toplumu bir düğündeki dans müziğinde “durgun/donuk”tur, ama çiftetelli başladığında dans eden çiftlerin gözlerine gelir bir neşe kurulur, yüzler gülümsemeye başlar, beden bir anda zincirinden kurtulmuş bir mahkûm gibi hareketlenir.

Devamı Nihayet Haziran sayısında