Azade-Aziyade-Cihan Aktaş

Sanırım 2010 yılıydı ve yaz başlarıydı. Tahran’da, İmam Humeyni Havaalanı’nda uçuşu ertelenen İstanbul uçağı için beklerken tanıştığım Azade Bahtiyari, bir süre konuştuktan sonra aklıma Piyer Loti’nin romanı Aziyade’yi getirmişti. Öykü yazabilirim diye notlar almış, romanı yeniden okumayı gündemime almıştım. Görünürde bir ilişki kurulamazdı, o kadar değişikti duruşları ve mizaçları. Daha doğrusu Loti’nin Aziyade’sinin kimliği bir sessizlik üzerinden yayılırken, onu kendisi kılan başlıca niteliği de âdeta sessizliği sedasızlığıyken, Azade anlatacaklarını tamamlayamayacağı endişesi taşırmış gibi bir süratle konuşuyordu.
Aziyade, Loti’nin 19. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul’da tanıdığı, kimi varsayımlara göre muhtemelen Kafkas asıllı hür bırakılmış bir cariye; Azade ise 21. yüzyılın ikinci on yılının eşiğinde Tahran’da bir havaalanında tanıdığım, İran’ın çelik evye üretimi yapan önemli bir firmasının ihracat alanında temsilcisi.
Mohja Kahf “Batı Edebiyatında Müslüman Kadın İmajı” isimli değerli kitabında Batı edebiyatından yayılan Müslüman kadın imgelerinin yüzyıllar içinde yaşadığı değişimi irdeliyor ya… Hikâye mütehakkim, dirayetli, eşinin yanında bir temsil iddiasıyla görünen, ancak giderek şirret ve entrikacı bir hüviyete bürünen Müslüman kadın kimliğinin son birkaç yüzyıl içinde sessiz bir kütleye dönüşmesiyle ilerler. Bu sessizleştirme sürecinin arka planını Rana Kabbani de anlatmıştı bize, “Avrupa’nın Doğu İmajı” isimli çalışmasında. “Süreç” dediğimiz sadece mizansene uygun seçimlerin tanımladığı bir suni tarih.

Devamı Nihayet Mart sayısında…