Ali Ayçil: Masal halkı

Çocukların ülkesine gitmek için uzun hazırlıklar yapmak, haritalar, rehberler, taşıtlar kullanmak gerekmez. Dünyanın bu en kolay ve en masrafsız yolculuğuna çıkarken birkaç cümle yeterlidir: “Bir varmış bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal iken, pireler berber iken; ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, memleketin birinde…” Bu başlangıç tekerlemesi, kuşaktan kuşağa tekrar edilmiş, dilimizin altına, her söylendiğinde bir parçası eriyen bitmez bir şeker gibi yerleşivermiştir. Çocuğa masal anlatmaya niyetlenirken, tekerleme kendiliğinden gelir ve söylenir. İyi de dilimizin ucuna gelen ve söyleniveren bu cümlelerin anlamı nedir? Biraz sonra gezilecek olan hayali ülkenin kapılarını niçin birdenbire açıp içeriye girmeyiz de, bu masal duasına ihtiyaç duyarız. Belki de tekerleme çocuklardan çok bizi ilgilendirmektedir. Hayatın katılığından ve sözcüklerin ağırlığından kurtulup, bir başka dünyaya birdenbire göç etmek hiç de kolay değildir. Bir geçiş bölgesine, bir köprüye ihtiyacımız vardır. Kısacık birkaç cümleyle de olsa, tekerleme sayesinde günlük dilin mantığını arkamızda bırakacağımızı beyan eder, tarihten masala, zamandan zamansızlığa ve mekândan mekânsızlığa geçme iznini koparırız. Bu izni kimden koparırız sorusu da öyle savsaklanmaya gelmez. İzni elbette çocukluğumuzdan koparırız. Çocuğa bir masalı iştahla anlatabilen her erişkinin içinde dünyaya katılmayı reddeden ruhani bir isyan bayrağı dalgalanır…

Devamı  Nihayet Nisan’17 sayısında…