Ayna hatıra gözler ve sevmek-Gökhan Duman

“Son yıllarda Alman işverenleri erkek işçiden çok kadın işçi ister oldular. Alman işverenlerin bu isteği hemen duyuldu. Anadolu’nun haritada yeri olmayan köylerine kadar ulaştı. Kendileri gitmekten umutlarını yitirmiş olan erkekler karılarını Almanya’ya yolcu etmeye başladılar. Kolay olmadı bu iş! İstenen kadınlar gençtiler… Gaz lambalarının altında nice tartışmalar oldu. Bir eksik eteğin bir başına ‘gavur’ içlerine gitmesi! Olabilir miydi bu? Oldu. Yoksulluk daha ağır bastı. Gelenekler para karşısında geriledi ve Almanya’ya giden trenler erkekten çok kadın taşımaya başladı.”

Göçmen kadınların öyküsü pek bilinmez. Gurbete giden kocasının arkasından çaresizce el sallayan; kucağındaki çocuğuyla gözyaşı döken bir kadın tahayyülü vardır hep aklımızda. Göç filmleri arasında kült olmuş Dönüş filminde Türkan Şoray’ın canlandırdığı Gülcan, kocası İbrahim’in arkasından yaşlı gözlerle bakıp, iç çeker, “Babamız, tez zamanda dön inşallah” der; küçük Hasan’ı bağrına basıp, biçare köyün yolunu tutar. Bu film için bestelenen ve Seha Okuş’un o kadife gibi sesinde hayat bulan “Hasretinle Yandı Gönlüm” de aynı şeyi anlatır. Çileyle, dertle sevdiceğini bekleyen kadınların hikâyesidir bu. Filmlerde, kitaplarda, gurbete yakılan şarkılarda ve türkülerde durum çoğunlukla böyledir: Kadın hep “geride kalan”, yol gözleyen, sabır ve metanetle kocasını bekleyendir. Oysa yarım asrı deviren göç hikâyesinin tam ortasındadır kadınlar; tek rolleri beklemek değildir. Avrupa’nın türlü fabrikalarında, atölyelerinde, kimi zaman çok ağır işlerde çalışıp ömür çürüten; aynı zamanda evine kol kanat geren, dört duvarı yuva yapan, tencere kaynatıp çocuk büyütendir. Onlar da en az erkekler kadar bu göç hikâyesinin kahramanlarıdır.
O yıl, Türk kadınlarının yoğun olarak yurt dışına gitmeye başladığı yıldı. Takvimler 1965 yılını gösteriyordu. Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi kalifiye kadın işçiler arıyordu. Çağrı çok çabuk yanıt buldu. Tophane’deki Alman İrtibat Bürosu’nun önünde erkeklerden oluşan işçi kuyruğunun yanına bir de kadınlar kuyruğu eklendi. Sınavları ve sağlık kontrollerini geçen kadınlar bavullarını, bohçalarını omuzlayıp yollara düştü. Erkek işçi yurtlarının karşısına kadın yurtları açıldı. Demir ranzaların üzerinden beyaz dantelli yatak örtüleri sarkıyor, pencere önlerine menekşeler diziliyor, memleketten getirilen konservelerle yapılan yemeklerin kokusu koridorlara yayılıyordu. Türk kadınları gelmişti!

Devamı Nihayet Mart sayısında…