28 Şubat’ın Öyküsü Yazıldı mı? – Necip Tosun

28 Şubat postmodern darbesi, özellikle ülkede tek bir kesime yönelmiş, pek çok açıdan dramatik sonuçlar doğurmuş bir cinnet hâlidir. Asker, iktidar, medya üçgeni aracılığıyla toplum üzerinde baskı, yıldırma, ötekileştirme şeklinde kendini gösteren bu olağanüstü durum, ‘çağın tanığı’ olan edebiyatçıların dilinde de ifade bulmuştur. 28 Şubat’ta yaşanan dramları anlatan öyküler içinde mesaj kaygısıyla öykü türünün hakkını veremeyen örnekler mevcutken, sanat-mesaj dengesi iyi oluşturulmuş başarılı örnekleri bulmak da mümkündür.

Bu öykülerin temel vurgusu başörtüsü olmuştur. 28 Şubat sonrası yaşanan pek çok toplumsal olayın, tartışmanın öznesi olan başörtülü kadınlar, bu öykülerin öznesidir. Anlatıcı/yazar kuşkusuz taraftır ve bir kesimin tanıklığını anlatmaktadır. Ama bu tanıklığın tarihsel, sosyolojik bir öneme haiz olduğu da açıktır… Polis baskınları, insanların suçsuz tutuklanışı, bu durumun aile içinde yarattığı travmalar… Mevcut baskı ortamında kendine yer bulamayan, dışlanan insanların yalnızlığı ve açmazları anlatılır. Öyküler boyunca başörtüsü eylemlerine ilişkin genç kızların, kadınların portreleri irdelenir.

Ülkemizde daha çok derinliksiz, yüzeysel, aktüel/siyasal bir olay olarak bakılan kadın/başörtüsü olgusunu Fatma Barbarosoğlu, Cihan Aktaş, Yıldız Ramazanoğlu, Sibel Eraslan, Handan Acar Yıldız gibi yazarlar, insani ve sosyolojik boyutlarıyla işlemiş, yasakla karşılaşan kadınların dünyaları, psikolojileri ve durdukları yeri başarıyla ortaya koymuşlardır. Söz konusu yazarlar ‘güncel’ bir olayı işlemekle birlikte konuyu bildik kolaycı yaklaşımlarla ve popülist bir anlayışla değil, öykü türünün gerektirdiği estetik yaklaşımlarla hikâyeleştirmişlerdir.

Devamı Nihayet Şubat sayısında…