Alet işler kadın övünür

Süveyda Aktürk

Sizin de dört bir yanı eşya ile kuşatılmış evinizde nefes alabilmek, bir makine gürültüsü ya da ışığı olmadan birkaç dakika geçirebilmek için kendinize huzurlu, her şeyden yalıtılmış bir köşe aradığınız oluyor mu? Şu an bu satırları yazarken neredeyse bu anı yakalamış olduğumu söyleyebilir(im)dim. Dışarıdan içeriye dolan kuşların bahar şarkıları… Yoo… Bilgisayarımın ruhu deliniyormuşçasına iniltisi, telefonumun sürekli kendini hatırlatırcasına titremesi, buzdolabının öksürüğü, su sebilinin çatırtısı, bulaşık makinesinin şarıltısı, üzerine örtülmüş onlarca kapı olmasına rağmen kulaklarımı ağrıtan çamaşır makinesi ile kurutma makinesinin kavga sesleri… Şimdi de annem hamur yoğurma makinesini çalıştırdı… Huzur? Sevgili Oğuzcuğum Atay eşya ile münasebeti ne güzel özetlemişti. “Aman Allah’ım, ya eşya bir gün delirirse?” Bense eşyalarının çoktan delirdiğini, evlerimizi işgal edip keyiflerince hareket ettiklerini, bizi kendilerine umutsuzca ve karşılıksız bir aşkla bağladıklarını söylüyorum. Evet, aşk… Karşılıksız evet… Kalabalık bir misafirinizin ardından bozulan bulaşık makinenize duyduğunuz gibi. Ya da iftara bir saat kalmışken kesilen elektrik sonrası yaşadığınız travmayı hayal edin… Ya da buzdolabınızın sizin evde olmadığınız bir zaman diliminde, öyle kimsesizler gibi hayatını kaybettiğini, nihayet çürüme kokularını duyup da kapıyı kırdıran bir komşunuz olduğunu. Evet, biz eşyayı karşılıksız tutkulu bir aşkla seviyoruz… Hayatlarımızın tam ortasında, kenarında, altında, üstünde daima eşya ile kurduğumuz münasebetler yer alıyor. Fakat hayatlarımızı bunca çekip çeviren, deliren ve dahi delirten eşya… Ya olmasaydı? Çamaşırları, bulaşıkları elimizle yıkıyor, yemek pişirmek için odun topluyor, pantolonları ateşte kızdırılmış demir bir tava ile ütülüyor olsaydık ve bu zahmetimize rağmen çift dikiş olmuş diye yine de burun kıvırılsaydı? Ya da halılarımızı temizlemek için durmadan ve durmadan dövüyor olsaydık. Düşünsenize ya zaman fukarası hayatlarımızda aynı anda 15 kişinin yapabileceği işleri yapan aletler olmasaydı da hepsini tek başımıza zor şartlar altında biz yapıyor olsaydık. Belki bu sorulardan mülhem, kaos teorileri, distopyalar genellikle elektriğin olmadığı, eşyaların atıl kaldığı zamanları anlatır. Eşya olmadan, ilkel koşullarda yaşam mücadelesi verir insanlar… Ve fakat eşyanın olmadığı zamanlarda devam edegelen bir hayatın olduğunu unutur hem yazar hem okuyucu. Bugün yaprak sarma makinesinden yumurta pişirme makinesine, yoğurt mayalama makinesinden hamur yoğurma makinesine ya insan gücü ya da zaman hanesindeki sıfırları silerek “şeyleşen”, “makineleşen” “eşyalaşan” hayatlarımızda oturup, hayatın onlarsız da olağan bir şekilde aktığı o zamanlara gidelim dilerseniz. Hayatımızın en ortasında bizimle fakat bizden bağımsız var olan eşyaların hikâyelerini izleyelim. Bu eşyalar, “kadınların hanesine kayıtlı işleri” kolaylaştıran eşyalar fakat beyler lütfen siz de geri çekilmeyin. Siz de bizimle gelin… Yoo… Hayır, ışıkları söndürmeyin… Zira biraz karanlık yerlerden geçeceğiz.

Devamı Mayıs’17 Nihayet sayısında…