Gönül gözümüz, yitirdiğimiz bahçelerde mi kaldı?

Gönül gözümüz, yitirdiğimiz bahçelerde mi kaldı?

Ekim ayımızın başlığı, “Bize her yer okul”.

Başlığımızın hem olumluya hem de olumsuza açılan iki kapısı var.

Önce olumsuz kapıdan girelim. Türkiye’de bir taraftan özellikle İstanbul’da, kentsel dönüşüm sürecinde yer darlığından bahçesiz okullar inşa ediliyor; diğer taraftan dershanelerin temel liseye dönüşmesi ile birlikte ülke çapında sadece hafta sonu birkaç saat geçirmek üzere planlanmış binalar, bütün haftanın yükünü taşımak üzere ‘lise’leşiyor.

Bahçesiz okulların yaygınlaşmaması için hepimiz azami dikkat sarf etmek zorundayız.

Bizim kültürümüz bahçe kültürüdür. Muhayyilemizdeki cennet bile, bir bahçe eşliğinde gelir yerleşir kalbimize.

Çocukların, gençlerin ağaçları şen okulların bahçesinde, bol oksijenli bir hayatın içinde eğitim görmesi hepimizin rüyası olmalı derken aniden hayatımıza giren ‘apartman okul’ kavramı ile fazla hasar almadan yüzleşelim istedik.

“Bize her yer okul” kavramının olumluya açılan kapısını ise “Valide mektebi” dosyamızda göreceksiniz. Birbirinden çarpıcı üç söyleşi eşliğinde annelerin çocukları ile ortak zaman ve ortak mekân içinde nasıl tabii bir eğitim gerçekleştirmiş olduklarının izini sürdük.

Bu defa ‘Editörden’ yazısı çok kısa. Sebebi: Yazmış olduğum yazıyı bilgisayarda kaybettim. Çok başka bir yerden yazılmış bir yazıydı. Çocukluk hatıralarımdan ve ilk gençliğimin cezalarından geriye kalan bir bahçe vardı satırlarda.

Kaybettiğim ‘Editörden’ yazısındaki hususlar aklımda. Dahası telefonda Nazife Şişman’a da okumuştum.

Aynı metni tekrar yazabilirdim…

Fakat şu sıralar hazırlamakta olduğum kitabım için yazılarımı kaybetme bahsini yazarken yeni bir yazı kaybetme tecrübesine gark olmamı ilahî bir işaret olarak yorumlayıp, daha önce temas ettiğim konulara hiç temas etmemeye karar verdim.

Yazarlarımızın her biri bahçe izleği üzerinden kendi tecrübelerini, gözlemlerini, duygularını paylaştı. Yazıların her biri ince duyarlılıklara, damıtılmış düşüncelere açılıyor.

Lakin şu sorunun peşinden gitmek zorundayız (gelecek sayılarda da): Bahçeyi yitirmek bizim için Cennetini yitirmek gibi bir şey iken, niye parası olan dindarlar, bahçeye değil site içi ‘yeşil alan’a talip? Artık evlerimizin bahçesi yok, bazılarımızın ‘yeşil alan’ı var sadece. Halı serer gibi çimlerin serildiği, plastik bir bitkinin yanından koşar adım gider gibi gidilen ‘yeşil alan’ları var. Bir de belediyelerin hizmetimize sunduğu ‘duvar bahçeleri.’ Otobandan geçerken gördüğümüz, her hafta bir öncekilerin sökülüp yerine yenilerinin dikildiği ‘duvar bahçe’leri…

Bahçeyi duvarda değil dokunabildiğimiz alanda istiyoruz.

Bekleme estetiğini öğreten bahçelerdir, ‘yeşil alan’lar değil.

Yunus Emre’nin mısraları ile ayrılayım huzurunuzdan:

“Bir bahçeye giremezsen / Durup seyran eyleme / Bir gönül yapamazsan / Yıkıp viran eyleme.”

Fatma Barbarosoğlu