Asım Cüneyd Köksal: İslam âlimine dair

Âlim ve vaiz
İslam âlimi kimdir diye sormadan önce, onun toplum içinde nasıl bir fonksiyon icra ettiği hususuna, İslam tarihinin en meşhur âlimlerinden Gazzâlî’nin -siyaset tasavvuruna bağlı olarak- âlim ile vaiz ayrımından hareketle dikkat çekebiliriz.
Gazzâlî “siyaset” kelimesini genel ve şümullü bir anlamda kullanır, ona göre siyaset insanların maslahatını gözeten ve onları doğru yola yönlendiren, dünya ve ahiret selametini sağlayan, bu amaçla da insan gruplarını etkileyen bir etkinlik olup dört mertebedir:
1. Peygamberlerin siyaseti. Bu çeşit siyasetin hükmü avamın ve havasın hem zâhirî davranışlarına hem bâtınlarına (gönüllerine) tesir eder.
2. Halifelerin, melik ve sultanların siyaseti. Bunların hükmü avamın ve havasın yalnız zâhirlerine tesir eder.
3. Peygamber vârisi olan âlim ve ariflerin siyaseti. Bu zevatın hükmü havassın bâtınlarına hitap eder, avamın anlayışı bunlardan istifade edebilecek kadar yüksek değildir.
4. Vaizler. Bunların hükmü ise yalnız avamın bâtınlarına tesir eder.
Bu anlatıma göre sağlıklı bir İslam toplumu için âlimin de, vaizin de yeri ve konumu önemlidir. İslam’ı toplumun her tabakasına hitap edebilecek seviyede anlatabilecek insanlar gereklidir. Fakat problem, avâmî (avama yönelik) bir din söyleminin dinin tek anlatımı hâline geldiği bir vasatta, âlimlerin azalmasında ve/veya geriye çekilmesinde, vâizlerin âlimlerin yerini almasında kendini gösterir.
O hâlde Peygamber vârisi olan âlim havasın, yani toplumun seçkin kesiminin kalplerine ve akıllarına tesir edebilen kişidir. Hüccetü’l-İslam’ın satırlarının arasına biraz dikkatlice baktığımızda, sanki bize İslam âliminin kimliği hakkında şunları da söyler gibidir: Âlim, Cenâb-ı Hakk’ın “ilim” sıfatının mazharı olma cehdini ömrü boyunca sürdüren, merak ve öğrenme arzusunu hiç kaybetmeyen, ilmi hiçbir menfaatin aracı, hiçbir makamın merdiveni kılmayan insandır. “Rabbim, ilmimi artır!” ile “Rabbim! Bana eşyanın hakikatini göster!” dualarını vird-i zebânı yapmıştır. Onun himmeti, peşinde olduğu hakikatin kendisi gibi yücedir. Vaizin ise kendine bir alan açmak, toplumda bir yer edinmek için bilgisini kullanmasında bir mahzur yoktur, yeter ki söyledikleri yanlış olmasın, yeter ki bilmediği konularda ahkâm kesmesin, toplumun çeşitli kesimlerini kışkırtıcı söylemlerde bulunmasın. Fakat âlim, hakikat yolculuğunda olgunlaşıp kendini dönüştürdükçe ancak başkalarına faydalı olabilir. Onun toplumsal sorumluluğu, kendisine karşı asgari vazifesini yerine getirdikten sonra başlar.

Devamı Nihayet Dergi 35.sayısında…