Serkan Duman :Emek vermediğimiz, söz hakkımız olmayan kutularda oturmak

Toprak iyidir çünkü ucuzdur, kolaylıkla bulunur, ortamın nemini dengeler, yazın serin, kışın sıcak tutar. İnsan da topraktan derler ya… Taş, ahşap ve toprak bir araya gelip evi oluştururlar. Doğru tekniklerle inşa edilen doğal bir ev sağlam da olur.

Âşık olduğun insan için ev tasarla

Mimarlık fakültelerinde öğrencilere otel, hastane, konut sitesi, alışveriş merkezi gibi proje konuları verilir. Konu ile birlikte proje alanının konumu, arsa büyüklüğü, kullanıcı sayısı, işlevsel gereklilikler nevinden veriler de verilir. Öğrenci bu veriler ışığında proje geliştirir ve şu cümlelerle projesini sunar: “Yapıya yaklaşım şuradandır, içeriye buradan girilir, ıslak hacimler yürüme mesafesine göre ayarlanmış olup, en uygun yere yerleştirilmiştir.” Mimari proje, âdeta matematik problemi çözer gibi bir havada gerçekleşir. Adı üstündedir zira mimari “proje”.
Benden öğrenciler için bir yapı konusu istense ne öneririm diye düşünürdüm. Son birkaç yıldır buna şöyle bir cevabım var: “Âşık olduğun insan için bir ev tasarla.”
Bu öyle bir konu ki veriler çaresiz kalır. Hatta mimarlık da çaresiz kalır. Kişi âşık olduğu insanın, en mutlu olacağı evde yaşamasını isteyecektir. Hatta bazı âşıklar için sevdiğini duvarlar içine hapsetmek bile zül gelebilir. Aklın ve mantığın algılayamayacağı sonuçlar çıkabilir. Belki dağlar delinir…
Barış Manço, “Eğri Büğrü, Ama Yine de Doğru” isimli parçasında diyor ya hani; “Bir karış da toprak gerek, Üstüne ev yapılmalı, Yâr içinde oturmalı.” İşte “bir karış” toprak bile yetebiliyor mutlu olmak için. Sonuçta “Kim seçer ki bozuk yolu?”

İnsanın üç derisi: deri, giysi, ev
Ev aşkın bir sonucu; çocuk gibi bir aşk meyvesi ya da bizzat aşk, evin karnını seçer büyümek için… Mısırlı mimar Hasan Fethi insanın üç derisi vardır, der. Kendi derisi, giysisi ve evi… Ev işte bu kadar mühim. Peki, evin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gerek mi var? Bunu herkes bilir, bilmez mi? Bilir bilmesine ama bugün insanlar, üzerinde emekleri ve sözleri olmayan metalar olan kutular seçiyorlar yaşamak için. Çocuklarını o evlere emanet ediyorlar. Bugün ev, bir yabancının sığınsınlar diye “lütfettiği” bir konteyner âdeta, ölene kadar idare edilen bir boşluk, hatta boşluklar. O kutu senin, bu kutu benim gezilen yerler. Satmak için alınan otel odaları. Kutular sürekli el değiştiriyor. Zenginlerin bir numaralı işi kutularla. Üst üste, alt alta kutular inşa ediyorlar, iki dakikalık Hollywood filmi fragmanı gibi konseptler giydirip satıyorlar. Sattıktan sonra da aidat vb. ile satmaya devam ediyorlar. Bir önceki kutusundan çıkan aile heyecanla yeni kutusuna geçiyor, bir sonraki kutuya kadar…

Ev nedir?
Ev kök salmaktır. Ev bahçesine dikilen ağaçla beraber kök salar. Ev semazenin sabit ayağıdır. Âşıkların toprağıdır. Ev ailenin bir ferdidir. Çocuk o evde büyür; başka yerlere okumaya, çalışmaya gider ama hep geri döner, annesine, babasına, anılarına, evine…
Filmlerde vardır hani, adam eşini veya evleneceği sevgilisini boş bir arsaya götürür ve “işte” der. “Evimizi buraya inşa edeceğiz.” “Mutfak senin istediğin gibi şurada olacak, yatak odası burada. Manzaraya doğru oturalım diye girişin yanında bir oda yapacağız.” Hem onlar için hem de izleyenler için hoş bir andır o sahne. Sadece o aileye özel, onların yaşam biçimine ve isteklerine göre şekillenmiş bir ev. Oysa bugün Türkiye’de öyle mi? Tekirdağlı Nurten Hanım’ın ailesi de Gaziantepli Mehmet Bey’in ailesi de aynı kutuda, toprağa değmeden altlı üstlü yaşıyorlar. Farklı kültürler, farklı hayatlar aynı kutularda.
Çocuklar resim çizdiklerinde anlaşılır ki hayallerdeki ev imgesi; bacası tüten, yanında ağaçlarıyla bahçeli bir evdir. Oysa o resmi çizen çocukların büyük bölümü apartmanlarda yaşamaktadırlar. Sitelere evrilen apartman hayatı, otoparkın üstündeki 20 cm toprağın üzerinde gezinmeyi, ancak araç ile ulaşımı, asansör-otopark arası sürekli gidip gelmeyi, sürprizlere tamamen kapalı tam güvenlikli bir hapisha… pardon toplu konut hayatını vaat ediyor.
Mevcut durumu daha fazla yermek istemiyorum. Eleştirmekten uzak duruyorum ya da durmaya çalışıyorum. Belki de apartman hayatı, site yaşamı iyidir. En azından bazı insanlar için daha tercih edilebilirdir belki. Buna saygı duyarım. Ancak betonik kutularda yaşamak istemeyenler de var mutlaka. Hayat tercih edilebilir olmalı. Tercihlerdir, seçimlerdir medeniyeti meydana getiren.
Kişinin kendi evi üzerinde sözü olması, evinin duvarına tuğla taşıması, evi için çalışan işçilere bir öğle yemeği sunması, evini yapan ustayla (veya mimar) hasbihal etmiş olması, sonuç olarak kendi ailesine özel bir ev inşa etmesi…

Devamı Nihayet Dergi 34. sayısında…