Samanlık seyran olmaz, kartçı ablalar seferber olur

Samanlık seyran olmaz, kartçı ablalar seferber olur

Atalarımız evvelinden söylemişti: “Varsa paran pulun dünya âlem kulun.”

Reklamcılar atalarımızdan kalan tecrübeyi ters yüz ederek tekrarlıyor her vesile ile: “Yoksa da paran pulun kredi kartı ile parasızlık ne umurun.”

Kadim kültürün hayat tecrübesinden damıtıp ortaya koyduğu ne kadar hüküm varsa talan ediyor tüketim toplumunun reklam misyonerleri: “Ayağını yorganına göre uzatma. Uzat uzatabildiğin kadar.”

Ayağını ziyadesiyle uzatanları bekleyen son ya kredi kartı borcu yüzünden intihar oluyor ya da mahpushane duvarları. Ne ki bu sonlar reklam misyonerlerinin sorumluluk alanına dâhil değil. Onlar herkese her şeyi kredi kartı üzerinden pazarlamadan mesul sadece.

Dinî, ahlaki her türlü yargının sorgulandığı çağda sorgulanamayan şeyler de var. Reklam klişeleri gibi.

Reklam klişeleri klişe haline gelebilmek için geleneksel kültürün bütün mirasını özünden kopararak savurur.

Kadim kültürde darda kalan için Hızır kıssası mı vardır; tüketim toplumunda da kredici ablalar, abiler vardır modern hayatın meşakkatlerinden aşırıp Kaf Dağı’na kavuşturmak için.

“Her geceyi Kadir, her karşına çıkanı Hızır bilenler”in sayısı azalınca, kredici ablaların her sorunu -sorun tabii ki paradır- çözmek için kapının ardında el pençe divan beklediğine inanmak hoş gelecektir hayattan bir türlü tecrübe devşirememiş olanlara.

Boş gezenin boş kalfası oğlumuz aşka mı düştü, kredici abla hazırdır onu dünya evine göndermek için.

Yeşilçam filmleri de geride kalmıştır, paramız yoksa da aşkımız var cümlesinin inandırıcılığı da.

Ama Yeşilçam’ın iyiler ve kötüler diye dünyayı ikiye ayıran matematiksel işlemi reklam filmlerinde de devam edecektir. Kartçı ablalar iyidir, bir kesere sap ol da kızını babasından iste diyen apartman yöneticileri kötü.

İlle de evlen benimle diye aşkını serenada döken cep delik cepken delik genci evlendirmek elbette kredici ablanın sorumluluk sahasına dâhildir reklam gezegeninin yalan dünyasında.

Yalandan kim ölmüş, kredici abla parasız gencin aşkını küçümseyip başından aşağı sular döken apartman yöneticisinin kara kalbine karşılık aşka hürmet eden nurdan bir kalptir.

Bankacı Hanım dünyanın kiri kabul edilen para pul işlerinin takipçisi değil de kanatları kırılıp yeryüzüne düşen melektir âdeta.

Sadece gitar çalmayı beceren bir genci, mahallenin en güzel kızlarından biriyle jet hızıyla evlendiriverir reklam dünyasının saniyelik zamanında.

Delikanlı sevmiş, aşkından serenat yazmış, yazdığı serenadı her gece okumuş kızın penceresinin altında… Daha ne olsun. Kızın istediği nedir ki; şık eşyalar ve şık bir gelinlik. Aşkını ulu orta durmadan ilan eden “cesur ve tutkulu” bir âşık. Geriye ne kaldı? Çalsın sazlar oynasın kızlar (Gak deyince su, guk deyince ekmek vermeye devam edecektir nasıl olsa bankacı ablalar, abiler).

Ne büyüklerin tecrübesine gerek vardır artık, ne nasihatine, ne desteğine! Bankalar var ya!

Velhasıl iki gönül bir olunca samanlık seyran olmuyor kartçı ablalar seferber oluyor.

(F. B.)