Ramazana rağmen “karasu” ramazan içinde “karasu”

Ramazana rağmen “karasu” ramazan içinde “karasu”

Dinimiz bizi şüpheli şeylerden sakınmaya davet eder. Davete icabet eder miyiz? Bu soruya “karasu” üzerinden cevap verelim. Her yıl birkaç defa “karasu”nun içinde alkol olduğuna/olabileceğine dair haberler yapılsa da, karasu tüketimi hızla artıyor.
Takva şüpheli şeylerden sakınmaktır. Fakat biz modern Müslümanlar olarak takvanın değil, olabildiğince genişlettiğimiz ruhsatların peşindeyiz, diyecek olursanız o vakit, diyetisyenlerin nasihatlerini/yasaklarını hatırlatmak isterim. Her geçen gün artan obezite ile mücadele etmek üzere, ayaküstü atıştırmaların ve gazlı içeceklerin tehlikesine dikkat çeken diyetisyenleri dinlemeyi ve fakat söylediklerini hayatımıza katacak kadar da ciddiye almamayı seviyoruz.
Çünkü biz dosdoğru hakikatleri değil, bize altın kadehte sunulan zehri tercih ediyoruz. Altın kadeh. Altın kadeh dediğimiz nedir? Reklamların dili elbette.
Son birkaç yılın reklamlarını şöyle bir gözden geçirin. Ramazan-ı şerifi en güzel kim karşıladı? “Karasu” reklamları.
Necip halkımın “karasu” diyen dillerine kurban olayım. Bundan daha iyi bir ifade olabilir mi? Ekmeğe nan-ı aziz, suya ab-ı leziz adını veren halkım, o gazlı içeceğe “karasu” diyor.
Halkımız “karasu” diyedursun… Kapitalist deha/zekâ “karasu”nun ne kadar bu memleketin bağrından çıkmış olduğunu ispat etmek üzere ramazan ve bayram telaşını “karasu” eşliğinde destanlaştırıyor.
Bütün güzelliklerin başköşesine “karasu” yerleştiriliyor. “Karasu”nun hazır bulundurulduğu bütün sofralarda bir neşe, bir mutluluk! Reklamların dilinden mutluluk karelerine tutunmuşken; kemik erimesine sebep olduğunu, obeziteye yol açtığını, bağımlılık yaptığını filan aklımıza getirecek değiliz elbet.
Hem kim bizi “karasu” reklamları kadar bütünleyebiliyor ki! Dizi filmlerde ramazan sadece kapıcılara, fakirlere, düşkünlere gelirken; “karasu” reklamlarında en modern yaşlılar, en sevimli çocuklar, en güzel genç kızlar, en yakışıklı delikanlılar iftar sofrasına “karasu” eşliğinde oturuyor.
En modern hâlimizle değil, en geleneksel hâlimizle de toplanıyoruz “karasu”nun etrafında. Davullar zurnalar, Hacivatlar Karagözler eşliğinde.
Hani diyorlar ya, “Yalandan kim ölmüş!”
Yalandan kimse ölmüyor elbet; ölen sadece kalplerimiz.