Gel vatandaş gel! Bir komplo teorisi daha aydınlanıyor

Gerilim filmi müziği çalıyor. Birbiri ardı sıra suçlular geliyor ekrana. Hepsi suçüstü yakalanmış ve üzerlerinde hâlâ işledikleri suça ait delilleri taşıyorlar. İçlerinden bazıları Türk filmlerinden esinlendiklerinden belki, bir “Erol Taş kahkahası” bırakıyor ortaya. Suçları, en büyük zevkleri… Büyük bir “komplo” diyor dış ses. Arkasında büyük bir suç örgütü var. Hem öyle yerel bir örgüt değil bahsettikleri, tüm dünyada hüküm süren, sistemli, kendi aralarında anlaşmak için bir dil geliştiren, kurbanlarını hiç ummadıkları anlarda yakalayan kadim bir örgüt. Elebaşları yok; üyelerinin hepsi eşit haklara sahip. Suç işleme tarzları aynı. Hepsi arkalarında aynı izleri bırakıyorlar.

Sonra ekranda bu örgütü açığa çıkaran bir gazeteci beliriyor. Duvarı boydan boya suç haritasıyla kaplı, örgüt üyelerinin fotoğrafları haritada ait oldukları ülkelerin üzerinde duruyor. Bu gazetecinin ailesinden hatta belki en yakınlarından biri de bu örgütün üyesi. Ama gazeteci görev aşkıyla yanıp tutuştuğundan belki onu ele vermekten de çekinmiyor. Berlin’de yaşayan bu örgütün dilini deşifre edebilecek, bu konunun uzmanı bir profesörden yardım istiyor. Fakat adamın söyledikleri, bu gazeteci kadının söylediklerini kanıtlamaktan öteye geçemiyor. İkisi de bu örgütle başa çıkamayacaklarını anlayıp pes etmeye karar veriyorlar. İnsanlık çaresiz. Kimse bu komplo teorisinin içinden nasıl çıkılacağını, bu komplocuları nasıl dize getireceklerini bilemiyor.
Derken gazeteci kadın, kendi ailesindeki örgüt üyesinin zaafını fark ediyor. Öylece otururken bilgisayarın ekranında gördüğü; onun tüm suçlarını “temizleyecek” olan bir silah. Örgüt üyesi rahatsız oluyor bu “silahtan”. Kadın onun bu zaafının üzerine gidince, komplocu her şeyi itiraf ediyor.
E, artık tüm sırlar açığa çıktığına göre komplo teorisi çözüldü diye düşünebilirsiniz. Ya da bu örgüt üyelerinin kimliklerini merak ediyor olabilirsiniz. Bu kadim, uluslararası örgütün üyeleri bebekler-miş efendim. Nasıl yani demeyin… Nasılını ben de bilmiyorum zira…

Her türlü komplo teorisinin birbiri ardına salvolar yaptığı, dünyanın dört bir yanının çepeçevre gizli-silahlı örgütlerle çevrildiği şu günde, belki masumiyete sahip tek varlıklar olan “bebekleri” komplo teorisi ile aynı cümlede kullanmanın; bebeklerin dünyayı keşfederken, yemek yemeyi öğrenirken, nesneleri tanırken yaptıkları “bebekçe yaramazlıkları” sistematik bir suç, örgüt işi olarak görmeye çalışmanın ve hatta diğer ebeveynleri de kendi “komplocu” bebeklerinin “suçlarını” deşifre edecekleri video kayıtlarını paylaşmaya teşvik etmenin; daha fazlasını öğrenmek için “komplocu bebekleri” keşfetmeye davet etmenin, “mizahla” “izah” edilemeyecek kadar hastalıklı olduğunu söyleyebilirim ancak.
“Deterjan”ın, bebeklerin korktuğu, zafiyet gösterdiği, hatta karşısında dize geldiği bir “silah” olarak gösterildiği bu reklamda, “komplocu” bebeğini ancak deterjanla yola getirebilen gazeteci kendi tecrübelerini şöyle paylaşıyor, yeni nesil anne babalarla:
“Bebekleri kontrol edemiyorsanız, lekeleri kontrol edin.”

Bu, modern pedagojinin “çocuklarınıza asla hayır demeyin” söyleminden mülhem slogan; tüketmek, daha çok tüketmek, hep durmadan basiretsizce tüketmek için tüm değerleri altüst eden; birbirinin zıttı, en olmazı, değili olan “şeyleri” kelime oyunlarıyla bir araya getirip onları da tüketen; ardında daima aynı izleri, lekeleri bırakan; hanelerimizden içeri fark ettirmeden giren uluslararası büyük bir komplo teorisinin; sistemli, düzenli, kendi içinde dil geliştiren bir örgütün gizli şifresi değil mi sahi?

Beyza Karakaya