Boyun büktüren kırmızı terlikler

Boyun büktüren kırmızı terlikler

Otuz kırk yaşlarında bir kadın. Çöp konteynırının başında. Arkasında çöpten bulduğu “ürün”leri yüklediği arabası, elinde bir çift kırmızı naylon terlik.
Naylon terlikleri çöpte bulduğunu, bu kadar yeni olduğunu görünce de mutluluktan nereye koyacağını bilemediğini zannettim ilk bakışta.
Sonra, elindeki terliklere bakıp bakıp boynunu büküşünü fark ettim.
İşim aceleydi; telaşımı adımlarıma, adımlarımı gayretime uydurup yürüyüp gitmem gerekiyordu. Gidemedim. Kadının boynunu büküşüne… Kırmızı terliklerle çaresiz duruşuna… Baktım kaldım.
Bu böyledir, muhatabını bulunca hikâye, zamanın darlığını umursamadan akar.
Fakat hikâye bizim ilk gördüğümüz şey değildir çoğu defa.
İlk bakış ile son görüşü buluşturalım o vakit…

Kadının yanında iki kızı var. Biri 9-10 yaşlarında öteki 4-5 yaşlarında. Küçük kız yalın ayak. Anne elindeki kırmızı terlikleri küçük kıza giydirmeye çalışıyor. Ama o, Çin işi ucuz ürünlerin sergilendiği tezgâhtaki genç kızlar için satılan yüksek topuklu beyaz tokyo terliklerden isterim, diyerek kırmızı terlikleri giymeyi reddediyor.
Ablası, onlar senin için ağır, sen onları giyemezsin, diyor.
Kim ne derse desin, küçük kız yalın ayak “dünya”ya direnmeye devam ediyor.
Kırmızı terliklerin hikâyesi, küçük kızı yalın ayak gören bir AVM müşterisi ile başlamış. Müşteri kadın, küçük kıza kırmızı terlikleri almış ama o, ben şu tokyoları istiyorum, diye tutturmuş. Onlar senin yaşın için büyük, denilmesinin hiçbir anlamı yok küçük kızın nezdinde. İlle de o yaldızlı beyaz tokyoları giyecek.
Kadın sırf sevindirmek için aldığı terliklerin küçük kız tarafından reddedilmesinden şaşkın, kırmızı terlikleri kızın annesine teslim edip gitmiş. Arkasında gittikçe büyüyen kırmızı beyaz bir boşluk bıraktığından habersiz…
Çıplak ayaklı küçük kızın annesinin kederli duruşu içime oturduğu için küçük kızı ikna etmeye çalıştım bir müddet.

“Bu kırmızı terlikleri giy, annen sana dondurma alacak.”
Dondurma kelimesi yüzünü ışıklandırdı derhâl. Ama teslim olmadı.
“Yalan söylüyorsun!”
“Yalan söylemiyorum, sen bu terlikleri giy, annen sana dondurma alacak.”
(Hemen annesine dondurma parasını takdim ettim.)
Küçük kız kırmızı terlikleri ayağına giydiği gibi geri çıkardı. Terlikler ayağında biraz daha durursa, kararlılığından eser kalmayacağından korkuyormuşçasına tedirgin, ateşe dokundurur gibi dokundurup minik kirli ayaklarını kırmızı terliklerden geri çekti. Kırmızı terliklere ayağını dokundurunca artık dondurmayı hak ettiğini düşündü. Ben sözümü tuttum, hadi sen de tut, dercesine dik dik baktı yüzüme.
Anlaşmamızın şartlarını yerine getirmemişti.
“Bu terlikleri giyeceksin, dedim; giyip çıkaracaksın, demedim ki!”
Küçük kız her türlü iletişime kendisini kapatmış, apartman topuk beyaz yaldızlı tokyolara odaklanmıştı.
Bir müddet küçük kızın çıplak minik ayaklarını, asla vazgeçmeyeceği beyaz tokyo inadını ele veren kararlı çatık kaşlarını seyrettim.
Sonra annesine baktım. Annesine teselli niyetine sunabileceğim birkaç cümle aradım.

BULAMADIM!
Başlığı görünce küçük kızın kırmızı terlik hevesine dair bir şeyler okuyacağınızı zannettiniz. Oysa küçük kızlar yalın ayak dolaşmayı göze alacak kadar “tercih”lerinin peşinden gidiyor.
Boynunu bükenler ise evlatlarına söz geçiremeyen anneler.
Kızının istediğini alamadığı için, kızına laf dinletemediği için, hayat karşısında hiçbir zaman doğurduğu çocuk kadar “kararlı” kalamadığı için büküyor boynunu anneler.
Gökten üç elma düşsün, birisi reklam filmlerinde çocukları oynatan reklamcıların başına.
“Sonsuz seçenekler ve tercihler” çağında dar gelirli anneleri hiç düşünmeden kotardıkları reklam sloganları üzerinden düşsün.
(Şu reklam mesela: https://www.youtube.com/watch?v=MEY8tUaS0a8)
Çocukların her isteğini yerine getiren, çocukları muktedir konumuna yerleştiren dizi filmlere düşsün.
İkinci elma, anneler ve çocukları baş başa bırakan, anneleri çaresiz bırakan her şeyin ve herkesin kalbine/merkezine düşsün.
Üçüncü elma mı? Yaşadığımız çağda üçüncüsü yok.

F.B