Batı’da hasta, Türkiye’de hastane

Beyza Karakaya

Kar beyazı çarşaflar, havlular seriliyor. İştah açıcı lezzetler, şık sunumlu tabaklarda servis ediliyor. Masaj yağları göz hizasına getiriliyor. İnsanlar kahve makinelerinden kahvelerini alıyor veya açık büfe içecekleri tadıyorlar. Bir kadın yüzünde soğutucu maske ile yatağına uzanıyor. Başka bir kadın çiçekler ve balonlarla süslenmiş bir odada yeni doğmuş bebeğini sarmalıyor. Kadınlar bir salonda pilates yapıyor. Hayır, ne lüks bir otelde ne de bir SPA merkezindeyiz. Jackson Memorial Hastanesi, kadın hastalarını, onlara sunacağı sınırsız konfor ile şımartmayı vadediyor. (https://www.youtube.com/watch?v=25sY1o_qYBo)

Bir adam dağcı edasıyla çıktığı gökdelenin camlarını temizliyor. Başka bir genç şehrin engebelerini, asla dengesini bozmayan bir sörfçü gibi kaykayıyla aşıyor. Bir pizzacı olimpiyatlarda disk atabilecek kadar hızlı çeviriyor pizzasını. Topukluları üzerinde şehrin taşlı, engebeli yollarını koşarak geçen bir kadın ip cambazına taş çıkartıyor. Beş köpeğini birden yürüyüşe çıkartan bir kadın, onları tek eliyle kontrol edip değme güreşçilere meydan okuyor. Bu insanları ortak bir zeminde birleştirense bir zamanlar tüm bu yaptıklarını yapamayacak kadar hasta iken, NYU Langone Ortopedik Sağlık Merkezi’nde tedavi olmaları ve bu sayede hepsinin neredeyse bir olimpiyat sporcusuna dönüşemeleri. (https://www.youtube.com/watch?v=lZvzhvr8m4M)

Afganistan’da asker olan kocası ancak doğumdan sonraki gün gelebilmiş ve aynı gece geri dönmek zorunda kalmış olan bir kadın, bebeğini emzirirken gözyaşlarına boğulduğunda, kendisine sarılan hemşire sayesinde toparlandığını anlatıyor. St. Luke’s Cornwall Hastanesi’nin sloganı: Siz bebeğinizi tutarken, biz de sizi tutarız. (https://vimeo.com/151656781)

Bu reklamların hemen hepsi hasta odaklı. Bazıları ödediğiniz faturaların hakkını verecek konforu ve lüksü ayaklarınızın altına sereceklerini anlatıyor. Bazıları sizi gündelik hayatın ritmine yeniden ayak uyduracak kadar iyi tedavi edeceklerini iddia ediyor. Bazıları ise size manevi destek vadediyor.
Hollywoodvari bir kurgu ile hazırlansa da Batı’da hastane reklamlarının merkezinde insan var.
***
Boğaz köprüsü üzerinde gri geometrik şekiller uçuşuyor. Her bir geometrik şekil yeni hedefleri, başarıları, mutluluğu ve sağlığı temsil ediyor. Sonunda uçuşan şekiller bir yere konup, modern bir hastane binasını meydana getiriyorlar. Siz yeni bir köprü ya da yol projesi diye düşünürken, izlediğinizin bir hastane reklamı olduğu ortaya çıkıyor.
Hastanenin tıbbi teknoloji donanımı kişileştirilerek anlatılıyor. Modern ve yenilikçi olduklarından, işlerini hassasiyetle yaptıklarından, zamana karşı yarıştıklarından, gerekeni yaptıklarından, güven verdiklerinden, sessiz çalışmalarına rağmen başarılarının ses getirdiğinden bahsediliyor. Ardından hastanenin doktor kadrosu, bir geçit töreni yapıyor ve birkaç dakikadır yetenekleri övülen bu modern tıbbi cihazların doktorların âdeta üçüncü gözü olduğu iddia ediliyor.

Bizdeki hastane reklamlarının ortak özelliği, hastanenin bir inşaat projesi gibi sunulması. Sadece binadan müteşekkilmiş gibi görünen bu projelerin kurgusunda hastalara yer yok. Tıbbi cihazlar markalarıyla birlikte dâhil ediliyor kurguya. Şifanız, hekime değil, sanki bu son model cihazlara emanet. Hastaların yer almadığı, doktorlarınsa yalnızca cihazların kullanıcıları olarak yer bulabildiği bu reklamlar, hastalar ile hastaneler arasındaki “mesafeyi” birkaç adam boyu daha açıyor.