Bir ağacı buruşturup atıyorlar çöpe

Şiirlerin “şiirsel” kelimelerle yazıldığını zannedenler, her kelimenin uygun olmadığını düşünürler. Şiiriyetin doğru kelimelerle değil şiirin bütünlüğünde olduğunu bilenler içinse bu zan söz konusu değildir. Bir kelime manasının yahut sesinin güzelliği ile kendiliğinden şiirsel değildir. Kelimeyi şiire dâhil eden o bütünlüğe uygun olmasıdır.
Gelelim çöpe. Nurettin Albayrak’tan “Bir şeyin tortusu, sıkıldıktan sonra geriye kalan kısmı” tanımını okuyoruz. Çöpik ve şöpik biçimleri de vardır diyor Albayrak. Ağaç parçası, çomak, sopa anlamına gelen Farsça “çüb” kelimesinden geldiği tartışmasını geçip saman parçası, tahta, dal, meyvenin sapı ve benzeri faydasız veya pis olduğu için atılan ufak tefek süprüntülere odaklanıyoruz. Çünkü şiirde dünyanın çöpe benzetilmesi bizi tam olarak buraya ulaştırıyor.
Nitekim Yunus Emre tam olarak buradan başlıyor söze.

Âşık bir kişidür bu dünya malın
Ahiret kokusun bir çöpe saymaz
d

er Yunus Emre. Ondan yüzyıllar sonra Cahit Zarifoğlu, “Başım Eğik Dilim Kapalı Gözler Kançanağı Anlamında” adlı şiirinde

Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm

diyecektir. Bu iki şiir arasında zıtlık gibi duran iki durum esasen aynı kaygıdan neşet eden iki farklı arayışın neticesidir. Yunus Emre’nin ahiret kokusuyla bir tutmadığı dünyanın işgal ettiği hayatımızda rüyayı yani bir anlamda hakiki olanı ararken düşüşün bile kıymetli olabileceğini anlatır Zarifoğlu. Yoldan çıkmamak, yolda kalmak bazı fedakârlıkları gerektirir zira. Rüyalarını çöpte arayan kişiler kariyerizmin vaad ettiği sahte cennetten kaçabilen kişilerdir.

Cahit Zarifoğlu’ndan sonra çöpü bir de Emel Özkan’dan okumakta fayda var. Ne diyor Özkan? Kitabın adı Dar Zaman, şiirin adı ise “Kötülüğün Saatteki Hızı”. Yani söz yine dünyadan açılmak üzere. Bu sefer şair dünyanın sabıkasını yazıp döküyor âdeta.

Bir ağacı buruşturup atıyorlar çöpe,
Duvarda biten ot omuz verir yeşile.
Ağrına gidiyor eski toprağın
Satılması bir müteahhide, arsa diye.

Duyarsızlığın cinayet ölçüsüne varması Nazım Hikmet’in de ıstırabını duyduğu bir hâl. Çağın gelişmiş tekniklerinin insana karşı hoyrat ve nobran bir yönünün de olduğunu, bakın nasıl dile getiriyor.

İşler atom reaktörleri, işler,
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneş doğarken çöp kamyonları,
ölüleri toplar kaldırımlardan,
işsiz ölüleri, aç ölüleri.

Söz dünyanın hicvine gelince bir de Hasan Hüseyin Korkmazgil’e bakabiliriz. Dünyanın nobranlığının onu nasıl devasa bir çöplüğe dönüştürdüğünü bakın nasıl şiirleştiriyor?
sokakları çöplük çöplük
evleri çöplük
selamları çöplük çöplük
elleri çöplük
kanser uru gökdelenler
köyleri çöplük
işyerleri işhanları
aracılık çöpçatanlık
kaçakçılık karaborsa
hepsi
hepsi
hepsi çöplük

Bütün bu nobranlık, bir cehalet değil bir tercih esasen. Abdurrahim Karakoç, tam da çıkar uğruna liyakatsizliğin tercih edilmesinin sonucu olan kötülüğü anlatıyor “Zavallılar Arkada” adlı şiirinde.

On partiyle flört yapan yiğitler
El yalayıp etek öpen yiğitler
Canlı, cansız puta tapan yiğitler
Her çöplükte ÇÖP olanlar ön safta.

Yanlış tercihlerin biri de Batılılaşma maceramız. Kemal Tahir’in tercih ettiği imla ile “batılaşma”. Cahit Koytak, “Batı Kapısı” adlı şiirinde tam da bunu yerden yere vuruyor ve çöplüğün tercih edilmesini ironik bir dille eleştiriyor.

Kalk sevgili, sızlanmayı bırak!
Bit kırmayı, çöp ayıklamayı…
Batı kapısına gidiyoruz!
Gökten ekmek ve şarap yağıyormuş orada,
Bıldırcınlar, sülünler, kızarmış av etleri…
Çöp toplayıcılar sokak köpeklerine,
Sokak köpekleri sokak kedilerine,
Kediler de lağım farelerine
Terk etmişler çöp dağlarını,
Batı kapısına koşuyorlarmış.
Büyük hırsızlar küçük hırsızların,
Küçük hırsızlar kefen soyanların,
Kefen soyanlar da ölülerin
Yakasını bırakmış,
Batı kapısına koşuyorlarmış.
Kalk sevgili, kalk,
Bırak çul yamamayı, biz de koşalım!
Ölüler ‘bekleyin, biz de varız!’ demeden,
Ölü-diri birbirine karışıp, açlar birbirini yemeden,
Postu serelim batı kapısına!
Gök kapıları açılmış, diyorlar, orada
Ve melekler eğilmişler, bal renkli bulutlardan,
Kayısı renkli bulutlardan,
Limon renkli bulutlardan
Cennetin artıklarını boşaltıyorlarmış aşağılara!”

Dünyanın çöpü de çöpleşmesi de kıyamete kadar devam edecek. Bir yandan da dünyanın bir emanet ve imtihan olduğu gerçeği var. Dağların taşımaktan imtina ettiği bir emanetten bahsediyoruz burada. Zira çöp olan şey bizzat dünyanın kendisi değil insanın hoyratlığıdır. Dünyayı elde avuçta tutmak için çırpınanların bir noktada onu çere çöpe çevirdiği düşünülürse emanetin ne olduğu daha net anlaşılacağı gibi dünyanın niçin çöpe/çöplüğe benzetildiği de açıklık kazanacaktır.