“Güzele ekmek banmazlar, çirkini evden kovmazlar.”

Safiye Çelik

Sıcak ve nemli yaz günlerinde, eğer İstanbul’dan kaçmak için bir bahane bulamadıysak, enerji korunumu prensibi gereği hareketi en aza indirmek sık başvurduğumuz bir teknikti. Bu yüzden hep birlikte evin en serin yerinde televizyonda önümüze çıkan dizi veya filmlerle eğlenmeyi itiyat edinmiştik. Eski Yeşilçam filmlerini ya da sezon tatiline giren dizilerin tekrar bölümlerini beraberce izlediğimiz ve yaptığı yorumlar ile bizi kırıp geçiren babaannem de bu ritüelin ayrılmaz bir parçasıydı. Tabii otururken elimiz boş kalmasın diye kış ayları için hazırlanmak üzere ayıkladığımız fasulyeler, bezelyeler, közlenmeye hazır biber ve patlıcanlarla birlikte…

Yine böyle bir közlenmiş sebze faslında, bir dizide bakımlı, iyi giyimli, varlıklı bir ailenin kızı yaz tatilini güle oynaya gezerek geçiriyordu. Bu kızla yaşıt kardeşim de başrol oynayan genç kızın gittiği sahil şehirlerindeki tatillere atıfta bulunarak halimizden şaka yollu şikayet etti: “Hayır, anlamıyorum ki bizim neyimiz eksik!? Tatile gitmek için ille çok bakımlı ve güzel mi olmak lazım? Biz de güzeliz, ellerimiz biber koksa da…” Zavallı kardeşim bu sözleri ile babaannemin iğnelerine açık hedef haline geldiğinden habersiz herkesi güldürmüştü. Babaannem vakit kaybetmeden cevap verdi bu meydan okumaya: “Kızım, güzele ekmek banmazlar çirkini evden kovmazlar! Bir faydan olmadıkça, güzellik beş para etmez. Durun ben size bir masal satıvereyim.” deyip masala başladı.

Ayşe kızın babası, Fatma kızın annesi ile evlenmiş ama üvey annesi Ayşe kızı istememiş ve babasından onu ormana bırakmasını istemiş. Babası da naçar kızını ormanın ortasında bırakmış ve geleceğini söylemiş. Ayşe kız saatlerce beklemiş ama gelen giden olmamış. Babasının gelmeyeceğini anlayınca da ormanın içinde yürümeye başlamış. Gide gide küçük bir köye varmış. Önce dere yanında çamaşır yıkayan kadınlara rastlamış ve hemen yardıma koyulmuş. Daha sonra da karşısına çıkan farklı işler tutan köylülere hep yardım etmiş. En son gittiği evdeki kadınlar Ayşe kıza teşekkür edip onu bir sandıkla uğurlamışlar ve evine nasıl döneceğini göstermişler. Köyüne geldiğinde Ayşe kızı gören köpekler, kediler, horozlar hâsılı tüm hayvanlar kendi dillerince ‘Ayşe kız dönüyor’ diye bağırmış. Üvey annesi bunu duyunca Ayşe kızın yanına koşmuş, bir de bakmış sandık altınlarla, gümüşlerle dolu. Hemen öz kızı Fatma kızı da ormana bırakmasını istemiş kocasından. Fatma kız da ormanda yürüyüp aynı köye varmış. İş tutan teyzelere rastlamış ama onlara burun kıvırıp yanlarından geçip gitmiş. Teyzeler onu da bir sandıkla uğurlamış. Dönüşte annesi sandığı açmış bir de ne görsün yılanlar çıyanlar… Kıssadan hisse çıkaran babaannem, “Siz Ayşe kız gibi olun emi… Bak bir tatlı dil, bir güler yüz, bir iyi niyet nasıl mukabele görüyor. Paraylan, pullan, güzelliklen değil, tuttuğun işle, söylediğin sözlerle hem insanların gönlünü hem de Allah’ın rızasını kazanırsın.”