Dil mi güzel, dilber mi?

Safiye Çelik

Güneşin erken battığı kış günlerinde, evde ve bir arada geçirdiğimiz süre günün kısalığının aksine daha da uzuyor bazen. Hele ev halkının işinden ya da okulundan gelmeye başladığı akşam saatlerinde kendimizi gündemli beş çaylarından veya bol meselli akşam yemeklerinden birinde buluvermemiz zor değil. Bu sohbet seanslarından birinde, babaannem kız kardeşime, “Aman benim kızımın elinden bir kahve için de kahve yapmak neymiş görün! Hadi kızım!” diyerek kahve zamanının geldiğini bildirdi. Gayet olağan bir şekilde, hepimiz onun kahve yapmasını bekliyorduk. Abimin gözü birden bana takıldı: “Sen de iyi kaytarıyorsun ha! Atıyorsun bütün işi kızın üzerine!”

Tabii ki babaannemin cevabı hazır: “E onun kahvesi daha güzel oluyor!” Aslında kahveyi kız kardeşimden isteyen babaannem, çayı da her zaman benim elimden içmeyi sever. Bayramda erkek misafirlere, diğer kuzenlerimin arasında en iyi servis yapan abimdir. Halamın oğlu Ahmet pazar alışverişinde vazgeçilmezken, amcamın kızı Esma ablam, dolap düzeninde babaannemin bir numaralı yardımcısıdır.

Hâsılı her birimizin diğer aile fertleri tarafından kabul gören ayrı ayrı uzmanlıklarımız var denilebilir. Bunların esasında babaannemin iş gördürme taktikleri olduğunu fark edip gülüşmeye başlamıştık ki abimin beyninde bir ampul yandı sanırım. “Babaanne, sen aslında acayip iletişim teknikleri kullanıyorsun. Hani yönetici olsan, baya iyi yönetici olurmuşsun. Nerden öğrendin ki bunları?” diye ciddi ciddi sordu babaanneme. Tabii bizim hanım hazır cevap: “Oğlum sen gidip öğreniyorsun da ona göre davranıyorsun ya, belki ordan dolmuştur benim de kulağıma!” deyip muzip bir ifadeyle bekledi bir müddet.

Abim bir süredir iş yerinde bir takım kurslar alıyor. Meslek içi eğitim diyorlar ya… İletişimin püf noktaları falan. Arada iyi zamanına denk gelirse bizimle de paylaşıyor bilgilerini. Başarıyı takdir etmek iş verimini olumlu etkiliyormuş; ofis çalışanlarıyla selamlaşmak motivasyonu artırıyormuş falan filan… İş yerinde ne kadar uyguluyor bilmiyorum ama evde bu bilgilerle hareket etmek pek de tercihi değil. Babaannem kinaye fırsatını kaçırır mı? Şaşkınlıktan cevap veremeyen abim yerine kahvelerle gelen kardeşim, “Onlar iş yeri için gerekli babaanne, abim evde ziyan etmek istemiyormuş…” deyince konu kapandı.

Aslında abim şöyle bir düşünse, babaannemin sadece taltif ederek, istediği işi bize büyük bir iştiyakla yaptırdığını, küçüklüğümüzden beri kulağımıza neler neler küpe etmiş olduğunu fark edecekti. Ön gençlik (!) yıllarımda ne zaman babaannemi bir iş yaparken görsem içimden ya da dışımdan söylenir, “Bu iş nereden aklına geldi? İş bulamayınca canın mı sıkılıyor senin?” diye sorar, babaannemin ifadesiyle ‘tosurdardım.’ Çünkü yardım etmem gerekirdi ama ya vaktim ve imkânım olmaz ya da canım istemezdi. Tabii ki babaannemin uyarısı gelirdi hemen: “Dil mi güzel dilber mi güzel kızım?” Türkçesi: “Kolay gelsin, isterdim ama yardım edemeyeceğim babaanneciğim.” demen yeter. Bir de yanağına bir öpücük kondurmayı unutmamak lazım. O zaman odana çekilsen de gönlü hoş, hali zaten şeker şerbet.

Anlayacağınız babaannem abimin aldığı o ismi afili derslerin hepsini biliyor sanki. Bize de sertifika verse… Affedersiniz, dil alışkanlığı. Onun hayat tecrübesinden istifade edebilsek diyecektim.