Yemen’in Kayıp Yahudileri

Zeliha Eliaçık

Yemen’in en eski yerli unsurlarından kabul edilen Yahudi cemaatinin geride kalan az sayıdaki mensuplarından 17 kişi, en son geçen yıl gerçekleşen gizli bir operasyonla İsrail’e getirildiler ve böylelikle İsrail, Yemen’den İsrail’e 1882’den beri devam eden göç operasyonlarının (Aliyah) nihayete erdiğini açıkladı. Yemen Yahudileri, 1882 yılında başlayan ve en büyüğü 1948-51 yılları arasında gerçekleşen “Magic Carpet” (Uçan Halı) operasyonu ile Yemen’den İsrail’e taşınmaları sonrasında yalnızca Rayda, Sada, Sana’a, Hamar, Habur ve Amran gibi kırsal bölgelerde yaşamaya devam etmişlerdir. 19. yüzyılda Aden şehrinin nüfusunun yarısını Yahudiler oluştururken maalesef Uçan Halı operasyonu ile güneydeki tüm Yahudiler İsrail’e göç etmiştir. Ancak Kuzey Yemen’de Arap kabilelerin himayesinde, yüksek dağların eteklerinde yaşayan Yahudilerin, Aden’den gerçekleştirilen büyük göçten haberleri olmamış, haberi olanlar da göçe isteksiz davranmış ve büyük oranda bulundukları köylerde yaşamaya devam etmişlerdir. Eskiden sayılarının 80.000 ila 100.000 arasında olduğu tahmin edilen Yemen Yahudilerinden geriye vatanlarını terk etmeye direnen ve sayıları yüzü dahi bulmayan bir avuç insan kalmıştır.

Yemen Yahudilerinin kısa tarihi
Yemen Yahudilerinin Yemen’e ilk olarak ne zaman yerleştikleri ile ilgili kesin bilgi bulunmamakla beraber, sözlü rivayetler ve efsaneler Yemen’deki Yahudi varlığını Hz. Süleyman döneminde Belkıs’ın Hz. Süleyman’ı ziyareti esnasında yanında getirdiği tüccarlarla ilişkilendirirken, yazılı kaynaklara göre Yemen’in bu kadim yerlileri, en geç MS 4. yüzyıldan bu yana burada yaşamaktadırlar. Etnik olarak homojen olmayan Yemen Yahudileri, tarih içinde de özellikle Mısır ve Mezopotomya Yahudileri ile sıkı ilişkiler içinde olmuşlardır. Nitekim 12. yüzyılda yalancı Mesih’in ortaya çıktığı ve Yahudilerin zamanın Zeyyidi hükümdarı tarafından baskı altına alındığı bir dönemde, ünlü Yahudi filozof ve âlim Maimanodies’in (İbn-i Meymun) Yemen’deki dindaşlarına hitaben İbranice harflerle Arapça olarak kaleme aldığı “Yemenlilere Mektup” ile Yemen’de zuhur eden Mesih hareketine karşı dindaşlarını uyardığı, Yahudi cemaatin yaşadığı baskı ve sıkıntıların bir imtihan olduğu, sabırlı olmaları gerektiği ve gerçek Mesih’inse yakında geleceği yönündeki telkinleri ile burada bulunan cemaate ümit ve teselli ile manevi destek verdiği bilinmektedir.

Bunun dışında bir ilim ve irfan yuvası olarak farklı bölgelerdeki Yahudi cemaatleri için bir çekim merkezi olan Yemen’deki Yahudi cemaatinin Ortaçağ’da Babil’den gelen dindaşlarının talebi üzerine Babil’de kurulması planlanan Talmud okullarını finanse etmek için para yardımı yaptıkları da kaynaklarda yer almaktadır. 21. yüzyılda ise Yemen Yahudileri bu ilim merkezi olma hüviyetini çoktan kaybetmiş ve Yemen’de hahamlık eğitimi verecek kurumların bulunmaması hasebiyle dinî eğitim almak amacıyla kısa süreli olarak Amerika, İngiltere ve İsrail’e gitmeye başlamışlardır.

Yemen’in coğrafi konumu itibariyle ve daha çok dağlık bölgelerde yaşamaları hasebiyle modern dünyadan izole bir şekilde yaşayan Yemen Yahudileri hakkında ilk bilgiler 17. yüzyıldan beri Stern ve Wolf gibi misyonerlerin, Hermann Burchardt (ö. 1909) ve Carsten Niebuhr (ö. 1815) gibi oryantalistlerin yanı sıra, büyük Yahudi göçünü (Aliyah) hazırlamak için 19. yüzyıldan itibaren Filistin’den Yemen’e gelen Yahudi ajanlar ve Batılı seyyahların kaleme aldıkları raporlar sayesinde Batı dünyasında ilgi görmüştür. Ancak âdeta bir el yazması cenneti olan Yemen’deki Yahudiler üzerine yapılan ilk çalışmalar, daha ziyade buradaki Talmud el yazmaları ve diğer dinî metinler üzerinde yoğunlaşırken, İsrail devletinin kuruluşundan sonra dikkatler, Yahudilerin hayatı ve yaşam koşulları üzerinde yoğunlaşmıştır.

“Yemen Yahudileri, İsrail’e gittiklerinde tam bir hayal kırıklığı ile karşılaşmışlardır. Talmud’dan ayetler ve dinî argümanlar kullanılarak bu göçe ikna edilen Yahudiler geldikleri ülkede dinde pek de yeri olmayan siyonist ve seküler bir yapıyla karşılaşınca büyük bir şaşkınlığa uğramışlardır.”

Yemen Yahudi cemaati
Yakın geçmişte, göçlerle günden güne azalmış olan Yemen Yahudilerinin varlığının günümüzde son bulmuş olmasına zemin hazırlayan birtakım olaylar meydana gelmiştir. Bu olaylardan birine 2010 ve 2011 yıllarında Yemen’de bulunduğum süre zarfında bizzat şahitlik etmiş ve gerek Yahudi cemaati gerekse Hahambaşı Yahya Yusuf Musa ile gerçekleştirdiğim görüşmelerde, olaya tepkilerini öğrenme fırsatı bulmuştum.

Saada bölgesinde Husi isyancılar tarafından birkaç gün içinde İsrail’e gitmeleri aksi hâlde öldürülecekleri yönünde ihtar edildiler. Dönemin Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in himayesinde 2007’de Sana’adaki daha ziyade yabancı temsilciliklerin personelinin ve ailelerinin yaşadığı siteye (Tourist City) taşınmak zorunda kaldılar. Sayıları 50-70 arasında değişen Yahudi cemaati ve Hahambaşı Yahya Yusuf Musa kendileriyle bu olay sonrası yapmış olduğum görüşmelerde bana defalarca ve ısrarla başka ülkelere dinî eğitim için gittiklerini ama asla uzun süreli olarak buralarda yaşamayı düşünmediklerini ve vatanlarını hiçbir durumda terk etmeyeceklerini söylemişlerdi. Zira, Yemenli Yahudiler, İsrail’e göç ettikleri taktirde, fiziki varlıklarını güvence altına alsalar dahi, kimliklerinin yok olacağının farkındalar. Nitekim İsrail’de yapılan bir sokak röportajında Uçan Halı Operasyonu ile buraya göç eden Yemenlilerin çocukları, “Sizi Yemen’e bağlayan şey nedir?” sorusuna “Hiçbir şey” cevabını verirken yine Yemen dilini bilmediklerini ifade etmişlerdir.

İsrail’in kuruluşundan sonra, diğer Yahudi cemaatlerin ve yabancı ziyaretçilerin Yemenli Yahudileri ziyaretinden devletin rahatsız olduğu ve bu ziyaretlere ajan faaliyetleri olarak şüpheyle yaklaştıkları bilinmektedir. Nitekim bizzat kendim de ilk olarak bu cemaatle tanışmama vesile olan Hollandalı araştırmacı arkadaşımla yaptığım ilk ziyarette, Yemenli askerlerin ve yetkililerin -arkadaşım akredite bir gazeteci olmasına rağmen- bize nasıl kuşku ve antipatiyle yaklaştıklarına şahit olmuştum. Daha sonraları yalnız yaptığım ziyaretlerde ise, ziyaretlerin yalnızca İçişleri Bakanlığı’nın izniyle mümkün olmasına rağmen, Türk olduğum öğrenilince silahlı askerlerle korunan yerleşkeden sorumlu müdürün askerlerini arayarak “Kapıyı açın” talimatı vermesi ile yüz binlerce şehidimizn yattığı Yemen’de “yabancı” sayılmadığımızı da anlamış oldum.

Yemen Yahudi cemaatinin lideri Yahya Yusuf.

Yemen Yahudi cemaatinin başı Yahya Yusuf, yine aynı görüşmede bana kendilerine hem Amerikan hem de İsrail lobisinin sürekli olarak Yemen’i terk etmeleri karşılığında vaatlerde bulunduklarını ve her seferinde önüne “sadece tek yön gidiş” bileti koyduklarını anlatmıştı. Yemenli Yahudilerin diğer Yahudi cemaatleri açısından önemi, kuşkusuz Talmud ilimlerinde kesbettikleri birikim ve gelenek, ellerinde bulundurdukları yüzyıllık tarihî Talmud yazmaları ve yüzyıllar boyu bozulmadan korudukları orijinal Yahudi kimliğinden bağımsız değerlendirilemez. Nitekim İsrail’e göç eden Yemenli çocukların Talmud’u ve diğer temel kutsal metinleri her yönden hızlıca okuma ve ezber kabiliyetlerinin İsrailli Yahudilerde hayranlık uyandırdığı kaynaklarda anlatılmaktadır.

Ancak Yahudi cemaatleri ve lobilerinin Yemen Yahudilerine Yemen’de yaşadıkları sürece yardımda ilgisiz ve isteksiz davrandıklarına ve yalnızca Yemen’i terk etmeleri noktasında yardıma hazır oldukları gerçeğine, bizzat şahit olduğum şu olay, bir misal teşkil etmesi bakımından ilginçtir:

Yahudi cemaatinin başı olan Yahya Yusuf benimle yaptığı röportajı bir fırsat bilerek ve Almanya’da Yahudi cemaatinin güçlü ve zengin olduğu düşüncesiyle benden oradaki din kardeşlerine şu mesajı iletmemi istemişti: “Yaşlılarımız hasta. İlaç ihtiyacımız var. Gençlerimiz parasızlıktan evlenemiyor. Din kardeşlerimiz, çocuklarımıza okutmak için Arapça Talmud gönderir misiniz?”

Ancak bu mesajı Yahudi lobisine ulaştırması için ilettiğim bu kurulda etkin bir Yahudi profesör bana, “Anlattıklarınız ilginç; ancak uzakta, hakkında çelişkili bilgiler bulunan bir cemaat. Bizim yapabileceğimiz bir şey yok” demiş ve eklemişti: “Biz onlara yardım edeceğiz ve onlar bu yardımlarla çocuk gelin alacaklar öyle mi?”

Müslümanların Yahudi cemaatiyle ilişkileri
Müslüman yöneticiler ve Yahudiler arasındaki ilişkiler, ehl-i kitap olmanın onlara kazandırdığı “zimmi” statüsü çerçevesinde kurumsallaşmışsa da dönemin değişen siyasi, sosyal ve coğrafi koşullarına bağlı olarak Yahudi ve Müslüman Yemenliler arasındaki ilişki hem kurumsal hem de sosyal düzeyde sürekli değişkenlik göstermiştir. Örnek vermek gerekirse merkez hükümetlerin hâkimiyet sağladığı büyük şehirlerde Yahudiler, daha çok şeriatın onlara tanıdığı “zimmi” statüsüne bağlı olarak hayatlarını düzenlerken, aşiretlerin hâkim olduğu yerlerde ilişkiler daha ziyade “jar-jiran’’ (komşu), şeref, onur gibi kavramlar etrafında ve o bölgede geçerli olan örfe göre daha geniş ve esnek bir çerçevede hayatlarını idame ettirmişlerdir. Kimi aşiretler kendi Yahudilerini(!) koruma karşılığında cizye haklarından vazgeçmiş ve bunu kendileri için bir şeref ve onur meselesi olarak görmüşlerdir. Nitekim silah taşıması yasak olan Yahudilerin yaralanması ya da sözle dahi rencide edilmesi durumunda, bu cürmü işleyen kişilere sade bir kabile üyesinin aynı duruma maruz kalması hâlinde verilecek cezanın iki katı uygulanmaktaydı. Zira bir Yahudi’yi yaralayan, aşiretin namusuna el uzatmış sayılıyordu.

Gümüş ve altın işlemeciliği, ayakkabıcılık, dericilik, dokumacılık gibi el zanaatlarında mahir olan Yahudiler, uzun yüzyıllar boyunca bu meslekleri öğrenip icra ettikleri için Yemenli kabileler için vazgeçilmez hâle gelmiştir. Bu da bu korumacı ve toleranslı tutumu açıklayan başka bir unsurdur. Meslek olarak herhangi bir yasak getirilmese de uygulamada Yahudilerin devlet işlerinde çalışmalarına izin verilmemiş ve temizlikçilik, ayakkabıcılık, berberlik ve kasaplık gibi Araplarca düşük, itibarsız ve pis kabul edilen meslekler Yahudilere bırakılmıştır. Hatta kaynaklarda geçen bir anekdotta Rayda’da yolda ölen bir eşeğin leşi iki gün sokakta kalınca halk belediyeye şikâyette bulunmuş ancak bu işi sadece Yahudilerin yapabileceği ve onların da Şabat tatilinden dolayı çalışmadıkları cevabını almıştır.

Yemen Yahudileri Şii-Zeyyidi yönetimler esnasında katı kısıtlayıcı bazı kurallara uymak zorunda iken, Osmanlı döneminde daha rahat şartlarda yaşamışlardır. Nitekim 17. yüzyılda Sabatay Sevi’nin Yemenli Yahudiler üzerinde de etkili olmaya başlamasıyla dönemin Zeyyidi hükümdarı al-Mahdi hem Sana’a’daki büyük sinagogu yıktırmış hem de en büyük Yahudi cemaatini oluşturan Sana’a Yahudilerini çöl bölgesi Mawza’ya sürmüştür. Yahudilerin daha sonra Sana’a’ya dönmesine izin verilse de, eski evlerinde oturmalarına izin verilmeyerek şehirden izole bir mahalleye (Gā‘a’l Yahūd) yerleştirilmesi uygun görülmüştür. Yine Şii-Zeyyidi hükümranlığı altında 18. yüzyılda duyurulan ‘‘Yetim ferman”ı ile yetimhanelerde bulunan 13 yaş altı Yahudi çocukları fıtraten Müslüman kabul edilerek, Müslüman ailelere evlatlık verilmişlerdir. 1872-1918 arasındaki Osmanlı yönetimi esnasında bu yasa uygulanmamış ancak Zeyyidi İmam Yahya (1918-1948) döneminde bu yasa yeniden yürürlüğe konmuştur. Çocuklarının Müslümanlaşmasını istemeyen Yahudiler onları merkezî hükümetin etkin olmadığı kırsal bölgelere yahut da yurt dışına kaçırmışlardır. Zeyyidi merkezî yönetimi altında Yahudilere sosyal hayatta Müslümanları nasıl selamlayacaklarından ne giyeceklerine dek bir dizi katı yaptırım uygulanmasını, özellikle Arap toplumlarının toplumsal temeli prestij ve hiyerarşi düşüncesine dayanan zihnî ve sosyal yapılarının bir yansıması olarak değerlendirmek mümkündür.

Bizzat Yemen’de bulunduğum dönemde Sana’a’da korunaklı “Tourist City”de yaşayan ve çalışmayan Yahudiler, devletin onlara verdiği aylık 180 Euro ve günlük olarak dağıtılan gıda maddeleri ile maişetlerini sağlıyor ve sitenin dışına güvenlik nedeniyle pek çıkmıyorlardı. Nitekim Yahudi cemaati üzerine yaptığım saha çalışması esnasında Yemen halkının bu cemaatin varlığından haberdar olmadığını, üniversite öğrencilerinin bu bilgileri, ilk kez benden duyduklarını ve Yemen Yahudilerinin tümünün göç yoluyla ülkeyi terk ettiklerini düşündüklerini gözlemlemiştim.

“21. yüzyılda Yemen Yahudileri ilim merkezi olma hüviyetini çoktan kaybetmiş ve Yemen’de hahamlık eğitimi verecek kurumların bulunmaması hasebiyle dinî eğitim almak amacıyla kısa süreli olarak Amerika, İngiltere ve İsrail’e gitmeye başlamışlardır.”

Uçan Halı Operasyonu
1947 yılında Aden’de yaşanan ve 82 Yahudi ve 38 Müslüman’ın öldüğü çatışmalar, gelecekte Yemen Yahudilerinin güvenliğini ve huzurunu sürekli tehdit eden temel problemin ne olacağını da haber veriyordu: İsrail devletinin kurulması. İsrail’in Filistin’i işgali, her ne kadar Müslüman halk kadar hakları olmasa da zimmi ve “jar” statüsünde nispeten normal bir hayat yaşayan Yahudilerin Müslüman halkla olan ilişkilerini sürekli olarak Yemen Yahudilerinin aleyhine etkilemiştir. İsrail devletinin kurulması ile Araplar ve İsrailliler arasında yaşanan çatışmalar, Yahudi ve Müslüman Yemenliler arasındaki güven ilişkisini temelden sarsmıştır. Hem İsrail’in göç yolu ile bir yurt oluşturma (Aliyah) siyaseti hem de Müslüman ülkelerde Yahudilerin yaşayamadığı algısını yerleştirmek için yürüttüğü kara propaganda 50.000 Yemenli Yahudi’nin 1948-50 arasında dönemin Yemen hükümdarı İmam Yahya, Aden kentine hâkim olan İngiliz idaresi ve İsrail’e ait Jews Agency işbirliği ile “Magic Carpet” (Uçan Halı) operasyonuyla İsrail’e görütülmeleri ile sonuçlandı.

Bu operasyondan günler önce İsrailli ve Arap ajanların Yahudilerin yaşadıkları bölgeleri tespit amacıyla farklı bölgelere gönderildikleri ve halkı göçe ikna çabalarında bulundukları bilinmektedir. Bu çabalar esnasında Ortodoks gelenekleri ve dindarlıkları ile bilinen Yemen Yahudilerini ikna için Talmud’da geçen şu ayetin kullanılması ise elbette tesadüf değildir:

‘‘Mısırlılara ne yaptığımı, sizi nasıl kartal kanatları üzerinde taşıyarak yanıma getirdiğimi gördünüz (Çıkış 19:4).”

Oldukça mütevazı şartlarda yaşayan ve hayatlarında ilk kez bir uçak gören ve Yemen’in dört bir yanından göç için Aden’de İngilizlerin kurduğu “Camp Guella” (Kurtuluş Kampı)’na akın eden binlerce Yemenli Yahudi, kendilerini taşıyacak uçağı, ayette geçen ve kendilerini vadedilmiş topraklara taşıyacak kartal olarak yorumlamışlardır.

Ancak İsrail’e göç edebilmek için Yemen’deki tüm varlıklarını Müslümanlara satmak zorunda kalan Yemen Yahudileri, İsrail’e gittiklerinde tam bir hayal kırıklığı ile karşılaşmışlardır. Talmud’dan ayetler ve dinî argümanlar kullanılarak bu göçe ikna edilen Yahudiler geldikleri ülkede dinde pek de yeri olmayan siyonist ve seküler bir yapıyla karşılaşınca büyük bir şaşkınlığa uğramışlardır. Yemen Yahudi cemaatinin hâlihazırdaki başı olan haham Yahya Yusuf, kendisiyle yaptığım röportajda bana “Bizim kadınlarımız örtüsüz dışarı çıkmazlar. İsrail’de kadınlar askere alınıyorlar. Oradaki ahlak, bizim ahlakımıza uygun değil. Biz dinimizi yaşamaya devam ediyoruz. Onlarla bizim aramızdaki mesafe, Doğu ile Batı arasındaki fark kadar büyüktür” sözleriyle ifade etmişti.

Yemen Yahudileri neden göç etmek istemiyor?
İsrail’e ya da başka bir ülkeye göç hâlinde dinî kimliğin kaybedileceği ve dejenere olunacağı şeklinde kaygıların yanı sıra, hâlihazırda İsrail’de yaşayan ve buradaki hayatlarından memnun olmayan Yemen Yahudilerinin olumsuz anlatıları ile ilk büyük göçün yaşanmasının hemen akabinde İsrail’de bin kadar Yemenli çocuk ve bebeğin kaybolması da, İsrail’e zaten kuşkuyla yaklaşan Yemen Yahudilerinin bu ülkeye göç etme noktasında çekincelerini pekiştiren bir hadise olmuştur. Yemen Yahudileri, İsrail makamlarını, Yemenli çocukları Avrupalı çocuksuz Yahudi ailelere vermekle suçlamıştır.

Nitekim sayıları bundan birkaç yıl önce 400’ü bulan Yemen Yahudisi tüm çabalara ve sunulan imkânlara ve hayat şartlarının zorluğuna rağmen “Yemen bizim vatanımız, hiçbir yere gitmeyeceğiz” diyerek Yemen’de kalmışlardır. Ancak 2011’den bu yana baş gösteren Arap Baharı’nın rüzgârı geride kalan bu birkaç yüz Yahudi’yi de âdeta süpürerek İsrail’e sürmüştür. Bizzat bulunduğum dönemde “Asla burayı terk etmeyeceğiz” diyen Yahudilerden bir kısmını 2016 yılında haberlerde Netanyahu’nun yanında gördüğümde sadece şaşırmamış aynı zamanda da büyük üzüntü duymuştum. Yemenli Yahudiler, binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan yalnızca kendilerini değil köklerini de söküp götürmüşlerdi. Nitekim Netenyahu, makamında karşıladığı Rayda kırsalında yaşayan Yahudi cemaatinin ona sunduğu 800 yıllık Tora’yı dikkatle incelerken “İsrail Yemen Yahudilerini kurtardı” başlıklı haberin görsellerinde objektiflere yansıyordu. İsrail’deki Yemenli Yahudilerin Yemen’den sökerek yanlarına aldıkları bu köklere sarılarak, dinî kimliklerini ve Yemen kültürlerini seküler yaşam tarzının oluşturacağı muhtemel dejenerasyondan koruyup koruyamayacaklarını ise zaman gösterecek.

Arap Baharı’nın estirdiği savaş rüzgârları neticesinde Ortadoğu’nun Müslüman ülkeleri kültürel, insani çeşitliliğini ve zenginliğini, yani tarihî mirasını kaybediyor. Yemen Yahudileri, Eşkenazi (Avrupalı) Yahudilerin aksine ikinci, üçüncü sınıf olarak yaşayacakları bir ülkeye doğru isteksiz ve zorunlu bir yolculukla vatanlarından ediliyorlar. Yemen toprakları en eski ve yerli unsurunu, Yahudileri kaybederken, Yemen Yahudileri ise vatanlarından vazgeçmek zorunda bırakılıyorlar. Yemen Yahudilerini ilmî olarak prestijli eski “veren el” konumlarından “alan ve muhtaç el”e dönüştüren siyasi ve sosyal şartların, Müslüman coğrafyasının da kadim emanetlerini kaybetmesiyle sonuçlandığını üzülerek müşahede etmekteyiz. Yaşanan bu son göçlerle birlikte kutsal Yahudi metinleri, yüzyıllık Tora’lar Yemen’den çıkıp mekân değiştirirken, kütüphane ve Müslüman evlerinde muhafaza edilen çok sayıda eski yazma eser ve bunların arasında bulunan pek çok Kur’an yazması da savaş keşmekeşinde yok olup gidiyor.