Sophia: Mahrem ve “Merhametli” Bir Dişi

Ahmet Murat

İnsana çok benzeyen, daha doğrusu en çok benzeyen robot olan Sophia’yı görmeyen kalmamıştır. Bazı sorulara mimiklerle cevap veren, yer yer Amerikanvari espriler yapan, bakışlarındaki mesafeyi ve elektronik soğukluğu göz kapaklarını kırparak yumuşatabilen bir dişi robot. Henüz tam olarak insanla karıştırılacak kadar mükemmelleşmiş değil. Ama bu defonun bilerek mi bırakıldığı da bir muamma. Çünkü mesela sesindeki madeni tınıyı yok etmek bugünün ses teknolojisi için çok zor olmasa gerek.

“Imagineer” diye bir şey
Sophia hakkında, üretici şirket olan Hanson Robotics’in yorumu şöyle: “O, yaş-cinsiyet-kültür fark etmeksizin herkesin ilgisini çeken, verdiği röportajları on milyon okura ulaşma potansiyeli olan bir medya sevgilisi, bir kültürel ikon. Birçok iş kolunda karar alıcılarla yüz yüze görüşmeler yapan, panellere katılıp fikirler ileri süren, üniversitelerde konuşmalara çağrılan bir robot o.” Şirketin kurucusu ve Sophia’nın imalatçısı olan Dr. David Hanson’un daha önce Disney’de bir imagineer olması ilginçtir. Ama bu arada Disney’de bu iş pozisyonunun istisnai bir yeri olduğunu belirtmeliyiz. Disney şirketinin kendi açıklamasıyla, Disney parklarının ve köylerinin arkasındaki benzersiz ve yaratıcı güç Disney imagineer’lerine ait. Onlar, Disney markalı eğlence ütopyalarını tasarlayan, kurgulayan, faaliyetleri hayal eden ve hayata geçiren kimseler. Yine şirketin kendi ifadesiyle, imagineering sözcüğü, imagination (hayal) ile engineering (mühendislik) sözcüklerini ve yapılarını birleştiren bir kelime. Böylece sanat ve bilim birlikte fantastik olana ya da büyüsel olana hizmet edebiliyor.

Sophia’nın arka planındaki aklın, böyle bir geçmişten gelmesi üzerine düşünmek gerekiyor. Dr. Hanson, yazılım, mühendislik ve robotik bilgilerini, sıkıcı ve laboratuvara özgü olmaktan çıkararak, eğlenceli kılmayı bu sayede başarmış görünüyor. Yapay zekâ çalışmalarına kendi hâlinde devam eden ve kendisini laboratuvarına kilitlemiş bir dahi profesör olmak yerine, Sophia’nın ülke ülke gezmesinden alacağı hazzın da farkında olan, yeni nesil bir dahi.

Bilimin eğlence sektörünün emrine girmesi durumu yeni ve istisnai bir şey değil. Ama bu kez, ortaya çıkan ürünün büyüklüğü, yetenekleri ve gelişimi, güçlü bir büyü etkisi de yapıyor. Böylece ortaya, endüstrinin ve bilimin büyüsünün daha belirgin göründüğü bir hadise çıkıyor. Bilimin büyü etkisi, evvelemirde ve genellikle “ilkeller” üzerinde görünüyorsa, bilimin geldiği bu yeni eşikte, bu yeni bilimin karşısında bütün dünyanın “ilkelleştirilmesi” söz konusu olmalı. Bacaklarını ve ayaklarını yürümek, koşmak için kullanan ilkelin bisiklet teknolojisi karşısında büyülenmesi, onun bacak kaslarının sınırlarını görmesiyle mümkün olmaktaydı. Bugün de Sophia gibi, üretici şirketin ifadesiyle “dâhi bir robot”un karşısında, zihnin ve belleğin sınırlarını gördüğümüzü söyleyebiliriz. İlkellik ve büyülenmeden bahsederken, yeri geldi, Sophia’ya vatandaşlık veren tek ülkeyi hep birlikte hatırlayalım: Suudi Arabistan.

“Bilimin eğlence sektörünün emrine girmesi durumu yeni ve istisnai bir şey değil. Ama bu kez, ortaya çıkan ürünün büyüklüğü, yetenekleri ve gelişimi, güçlü bir büyü etkisi de yapıyor. Böylece ortaya, endüstrinin ve bilimin büyüsünün daha belirgin göründüğü bir hadise çıkıyor.”

Sophia için madrabazlık demek haksızlık olur. Bunun sebebi, arkasındaki bilimsel birikimin büyüklüğü. Ama onu madrabazlıkla suçlamamak da haksızlık. Çünkü Sophia, sadece bilime ve teknolojiye ait olmakla yetinmeyen, medya, sosyal medya, moda, eğlence sektörlerine hızla dalış yapan bir sosyal fenomen. Bu tavrı, onun aidiyeti konusunda bir bulanıklığa yol açıyor. Bulanıklık varsa bir madrabazlıktan, bir nifaktan söz etmek mümkün olmaktadır. Şimdi sorumuz şudur: Bu bulanıklık kimin işine yarıyor?

Sophia’nın eğlenceli, cool ve dişi bir robot olması, robot ve yapay zekâ teknolojisinin geleceğimizi renklendireceği yönünde bir intibaya sahip olmamızı kolaylaştırıyor. Tereddütleri olan, şaşıran, suskun kalabilen ve duyarlı tepkiler üretebilen bir Sophia’nın, insanın hizmetçisi değil ama yoldaşı ve eşi olma ihtimali de yükseliyor. Sophia’nın babası Dr. Hanson, yeni nesil robotların üç insani özelliği taşımaları gerektiğini söylüyor: “Yaratıcılık, empati ve merhamet.” Kabaca söylersek, yaratıcılık, zekâ ve yazılımı yazan yazılım anlamına geliyor. Empatiyse taklit. Bu ikisi sayesinde robot, yeni durumları aşabilecek kendi yazılımını üretiyor ve karşısındakini analiz ve dolayısıyla taklit ederek yeni durumlarla baş edebiliyor. Ama bu üçlüdeki merhamet de neyin nesi?

Tehlikeli merhamet
Bana kalırsa merhamet, yeni nesil robotların tehlikeli yanı. Çünkü bunun gerçek bir merhamet olmayacağını biliyoruz. Bu kurgudaki merhamet, merhamet izlenimi veren bir yazılım yaması aslında. Söz gelimi Sophia’nın sık sık, dünyanın barışçı bir yer olmasını istediğini dile getirmesi, dünya refahı ve huzuru için mesajlar vermesi bu yama sayesinde mümkün. Şirketin, bu tür robotların insanların çözmekte zorlandığı dünya sorunlarını çözmede insanlara yardımcı olabileceklerini söylemesi de buna işaret ediyor. Sophia ve benzeri yeni nesil dahi robotlar, sadece bilimsel ve teknolojik birer aygıt olmanın ötesinde giderek mesiyanik bir nitelik kazanıyor. Ama göksel bir yanı yok bu mesihlerin.

Sophia’nın mesiyanik yanını besleyen söyleminin en önemli örneklerinden birini onun Suudi Arabistan’da yaptığı konuşmada gördük. Suud’daki kadın hakları sorunları konusuna değindi ve bu konuda adımlar atılması gerektiğini ima etti. Aynı zamanda Suud vatandaşı da olduğu için aslında Suud’da bir Suudi kadın (?) tarafından dile getirilen cesur bir çıkış gibiydi bu demeci. Ama o bir kadın değildi ve Suud, bu dişi ve namahrem olmayan robotun açıklamalarına güldü geçti. Gülünüp geçilemeyecek olan şeyse, bu sözlerin Suud’da söylenebilmiş olması gerçeğiydi. Bir de, bir robotun, Suudlu bir kadından daha özgür olabileceğine dair güçlü bir izlenimi geride bırakmış olmasıydı.

“Sophia ve benzeri yeni nesil dahi robotlar, sadece bilimsel ve teknolojik birer aygıt olmanın ötesinde giderek mesiyanik bir nitelik kazanıyor. Ama göksel bir yanı yok bu mesihlerin.”

Yapay zekâ çalışmaları, Sophia gibi bir nihai ürünle sonlanmış olsaydı, “fantastik bilim”in tehlikesiz sularında hep birlikte güler eğlenirdik. Ama yapay zekâ çalışmaları, asıl yatırımını silah, otomobil, üretim süreçleri alanlarında yapıyor. Akıllı mermiler, akıllı füzeler, akıllı uçaklar, sürücüsüz otomobiller, insansız fabrikalar, yapay zekâ çalışmalarının asıl yoğunlaştığı alanlar. Bu alanların her birinde, hâlâ bazı hukuki ve sağduyusal sorunların çözülememesi sebebiyle araç parklarında ya da test alanlarında bekletilen, bu arada da habire geliştirilen son derece ileri yapay zekâ ürünleri bulunuyor. Bunların birer birer sahaya çıktığı gün, Sophia’nın gülümsemesinin aslında sinir bozucu olduğunu itiraf etmek için çok geç olacak. Sophia’nın anılan merhametinin, aslında başka türden tehlikeli ve ciddi (fantastik olmayan anlamında ciddi) gelişmelerin tamamı hakkında bizlere sempati aşılayan bir perde olması çok mümkün.